6 Mayıs 2010 Perşembe

Demirden Korkan

Trenlere sevgim sonsuz. Her hafta aktif olarak kullanıcılarındanım. Severim de trenlerde rahat yolculuk ederim, hem ekonomiktir vs. Lakin artık çok kullandığımdan olasılık artıyor da bana mı denk geliyor, yoksa bi' film mi dönüyor anlamış değilim...

28 Ağustos 2009'da üzerine iş makinesi düşen Cumhuriyet Ekpresi'nde ben de olacaktım, lakin bileti iptal ettim , sonrasında bu olayı duyuca unuttum acaba neden iptal etmiştim o bileti ben diye. Kıt sıyırdım , bilin bakalım hangi vagonda olacaktım iptal etmeseydim... İlk 2 vagonu etkilemişti iş makinesi, ben 2. vagondaydım daha doğrusu olacaktım...

Bununla da bitmedi tren maceralarım. Finallerim vardı lakin 1 ocak yılbaşısı sebebiyle Eskişehir'e bir kaçamak yapmıştım Eskişehir Ekspresi ile. Maksat arkadaşlarla olayım Adabaazar'dan bir an olsun kurtulayım falan fengiz... Yılbaşından sonra da sınavım var diferansiyel denklemlerden... Erken gideyim de daha iyi çalışırım belki dedim, 3 ocak 2010'du ders çalışıyordum bir gün önce gelmiştim yine bilet iptal edip. Sonra öğrendim ki o tren de kaza yapmış, karşı yönden gelen trenle kafa kafaya girmişler, hatta bir arkadaşım o trendeymiş... Arkadaşım iyi ama hala anlatır, hala tren durduğunda onu bir telaş alır, haklı da... Makinistin birisi tuvaletteymiş, diğeri de trenin başında... Trenin başındaki makinist , karşıdan bodoslama gelen treni görünce kendini trenden aşağı atmış, tebrik etmek lazım kendisini, insanın aklına zor gelir bu tip şeyler o anda... Kurtarmış kendini, diğer makinist ise tuvalette ölmüş. Yaralılar falan hak getire tabi bu sırada...

Daha da yetmedi bu olan biten... Muhittin Aykut'a teşekkür ediyorum ki bugün Adapazarı'ndan İstanbul'a gitmemi "gelme lan yarın gel" şeklinde kendince engelleyip beni bu kazanın madurları arasına girmemi engelledi. Aynı saatte o trende olur muydum bilemiyorum şu an ama içim bir ezildi, garip oldum. Yarın kalkıp gideceğim mesela, kaza yerini falan göreceğim mutlaka, zira trenin gideceği yol belli... Dediğim gibi içim ezildi, gece uyuyamam da ben. Kime diyim sözümü ben şimdi?

14 Nisan 2010 Çarşamba

Koyverme Sendromu ve Çeşitleri

Başlık beni de korkuttu , konu ucu çok açık bir konu. Cinsiyet faktörürünü araya sıkıştırıp bazı tespitleri sunmam tabî ki kaçınılmaz. "özet geç lan piç" ekolüne saygımdan ortaya karışır bazı tespitleri ortaya atmak isterim.

1) Saçı - Sakalı Koyvermek
Çeşitli bunalım - buhran , karı - kız , liseden mezun oluş , askerlikte traş olmaya bıkış gibi ve daha da çoğaltılabilecek hadelerden sonrası eril kişilere musallat olan koyveriş tarzıdır. "Liseden mezun oldum" topsakalı ve bununla birlikte saçların uzatılması da bu olaya dahildir.Her delikanınlının başına gelir. Bu koyverme çeşidinden kurtulması saç-sakal traşı gibi basit bir işlemle çözümlenir ve vuku bulmuş kişide derin yaralara sebebiyet vermez.

2) Dip Boyasını Koyvermek
Başlık bir eğretilik içeriyor olsa da bu sendromla savaşan kadın sayısı azımsanmayacak niteliktedir. O saçı boyatırken güzeldir ki hep bunalım anlarında kadınların önce alış-veriş merkezlerinde para saçıp sonra da kuaförde köklü değişiklilker yaptıkları rivayet edilir. İşte bu köklü değişiklik anları sonrası, aslında alış -verişin de kuaförün de bi boka yaramadığının anlaşıldığı anda Kurt Cobain Hırkalarını* giyen hatun kişileri, saçlarını da kendi hallerine bırakırlar. Kendi doğal rengiyle uzayan saç , 1-2 parmak altındaki farklı renkle uyumsuzluk içerisinde büyümeye başlar. Bu kişiler genelde "ben böyle seviyorum" ya da "şimdi moda bu ama" şeklinde zırvalarlar, lakin olay bambaşkadır. Platin sarı-siyah ikilisiyse bu uyumsuzluk içerisinde uzamaya başlayan saç , tadından yenmez. Bu koyverme çeşidinden kurtulmanın yolu ise ya hatun kişisinin yalnızlıktan sıkılıp tekrar kuaföre gidip yıkama yağlama yaptırarak yeni arayışlara girme kararını aldığı andır, ya da umulmadık anda bir erkekten hoşlanıp kendisini ona beğendirmek adına gidip saçı-başı tekrar boyatmak suretiyle "diplerden kurtulma" anıdır.

3) Götü - Göbeği Koyverme
Cicim aylarını arkasında bırakmış çiftlerde zuhur eden koyverme biçimi. Erkek - Kadın farketmez , sinsice yaklaşır ve hedefini ekarte eder. Erkeklerde genelde sadece göbek olarak gözlenir fakat kadınlarda durum daha vahimdir. Hele de buna doğum sonrası kilolar eklenirse , daha da ne istenir ki? Fakat götü - göbeği koyverme durumu sadece cicim aylarını geride bırakmış çiflerde görülmez pek tabî , mezun olduktan sonra iş bulamayan, memlekete dönmüş gençlerde , ayrılık sonrası bir türlü atlatılamayan , atlatılsa bile hasarlarının bir ömür taşınacağının anlaşıldığı dönemi yaşayan madurlarda , sınav stresi yapan öğrencilerde görülür ve bunun gibi zavallılar en nadide örneklerdendir , ki sınav stresi yapan öğrencilerin "öss göbeği" şeklinde göbek tanımları dahi mevcuttur. Bu koyverme çeşidinden kurtulma yolu çok zorludur , eh bilen varsa tavsiyelere açığım, yazımı da buna uygun olarak editlerim. (bkz: kel - merhem), (bkz: terzi - sökük)

4) Belli Bir Yaştan Sonra Koyvermek
Kadınların liderlik gösterdiği bir tür olan bu başlıkta, yaş alt sınırı yaklaşık olarak 30'dur. Kadınların yaşı 27'den sonra bilindiği üzere duraksama devrine girer, 30 olamaz o yaş. Fakat artık +30'lara gelindiğinde yenilgiyi kabul etse de etrafa çaktırmayan , artık çoktaan mezun okmuş , kendi parasını kazanmaya başlamış bekar hatun kişisinin çeşitli sebepler , belki de erkeklerle olan değişik münasebetleri sonrası (hayalkırıklığı diye adlandırırlar bunları hatta) ortaya çıkan koyvermedir. Bak mesela Ayşe Özyılmazel'e , Okan'la görüntülendikten sonra kendisini tanıyan kişi sayısı aldı yürüdü. Okan bu, poligamik adam. Ayşe'yi bıraktı ki Ayşe'nin de hayalleri vardı belli ki. Sonra evlenip bir de baba olunca ne oldu? 79'lu ablamız Belli bir yaştan sonra koyverme olayına kendini kaptırdı , Nil Karaibrahimgil'e yarışır nitelikte şarkılar yazdı , Yıldız Tilbe tarzına yakın danslarla bunu süsledi... Babası sanatçı , kendisi köşe yazarı , daha çok para-şan şöhret istemiş olabilir, lakin az çok bunlara zaten sahipti. Bu sendromdan sonra ne oldu? Twitter'da bir sürü takipçişi oldu mesela, vahim sendrom bu, kurtulanı görmedim böyle geldiyse böyle gidecek yani... (Hello Aykut)**

5) Kendini Kapıp Koyvermek
Bir olay karşısında hayata karşı kendini salıvermek yıkılagelmek hayata sırtını dönmek. Bunalıma giren insan kendisiyle uğaşır içi içini yer ya , işte kendisiyle bile uğraşmıyorsa, içi içini hiç mi hiç yemiyorsa bunun adı "bunalım" değil , kendini kapıp koyvermek oluyor. Kurtulma yolları kişiye özeldir fakat Kurt Cobain Hırkası* yine sendromun vazgeçilmez öğesidir.

6) Koyvermenin Dayanılmaz Hafifliğine Kapılıp Koyvermek
Alışmış kudurmuştan beterdir ekolü. Bir kere koyverdin mi bünye bir daha bir daha ister. Bir dersi koyverirsin , ardından diğerini de bi' koyveresin gelir. Gereksiz para harcar, kredi kartının limitini zorlayarak adrenalin seviyeni arttırırsın. Sonrasında eline geçen 5 kuruş paraya el bombası muamelesi yapar, anında elden çıkarırsın. Sonuç olarak için çok rahatsa bi' "haydi lilililili" durumu varsa , işte o durum tam olrakta bu durumdur. Yenilen tüm haltlar sonrası sonuç ne olursa olsun "köpek bok yemekten vazgeçmeyecek" , kişi başka alanlarda başka zamanlarda yine bu koyverme tarzını tekrarlayıp bi' "hadi lililili" durumundan diğer bi' "haydi lililili" durmumuna ceylan gibi sekecektir.


*Kurt Cobain Hırkası : Yeşil sünük bir şey. Her eve lazım.

** Hello Aykut : Aykut'a selam, damara devam.

Bir alt başlık olarak da Okan Bayülgen'e "okan" deme sendromunu da ben kendime edindim , bunun sorumlusu ise yazıya başladıktan sonra kendimi de bir gruba dahil etme ihtiyacıydı.

4 Nisan 2010 Pazar

Eski "Ekşi"ye , Eski "Ekşi"cilere

"Hayata tersinden bakabilen herkesin....." buluştuğu yer derdim eskiden sözlük için. Evet belki bir zamanlar öyleydi ama 2004 yılı eylül ayı itibariyle pek de öyle değil. Evet, ilk başta da hayata düz bakanlar vardı sözlükte, bilhassa siyasi konularda hakim görüş devletin çizdiği çerçevede düşünmekten yana idi, ama epey bir "sisteme tersinden bakabilen" yazar da vardı. Ama sözlük kalabalıklaştıkça, popüler oldukça bu tarz yazarlar iyice azalır oldu, genel kanaat devletçi / muhafazakar / ayrımcı / söven bir çizgiye kaydı. Böyle olması gayetle normal, zira sözlük kalabalıklaştıkça Türkiye ortalamasına yaklaşacak matematik olarak.. Türkiye ortalamasi değimiz şey de malum, iktidardaki ve muhalefetteki partiye bakarsak rahatlıkla anlarız. Burada "kalabalıklaştı, kötü oldu" edebiyati yapacak değilim, yapanlar var yeterince. Benim dediğim tek şey, sözlük'ün artık "sistem-dışı" ya da "sistem-kenarı" özelliğini kaybettiği. yani "sen de artık herkes gibisin".. Bu düzeltmeyi yapmak istedim sadece kendi adıma...


-nd

7 Mart 2010 Pazar

"Lost Duvarları"

Diziye gözümüzü seninle açtık
Sayfalarca teoriyle hayat kararttık
Dengesiz davranmayı bir bırak artık
"JACK" senin yüzünden kafayı biz oynattık.


Çilli çilli geziyorsun ortalıklarda
Güzelliğin yüzünden herkes bir hasta
Ya Jack'e vereceksin ya da Sawyer'a,
Azıcık uslu ol "KATE AUSTEN" asap bozma.


Ayağın sakatken kafan yerindeydi
Hayatımda görmedim ben böyle kaderci
Bir an önce bırak bu liderlik işini
"JOHN LOCKE" baba en iyi sen sürerdin izi.


' They took my son ' diye geziyordun sen
Oğlanı kurtardın yok oldun birden
Haber yok ki Walt'un akibetinden
"MICHAEL" hayalet ol geri dön bize lütfen


Yeter artık çıkacaksan çık ortaya
Sabrımız kalmadı, haberin ola
Ne ayaksın olm sen, bir ordasın bir burda
Evet 'My son Michael'ın oğlu "WALT" , bu laflarım sana


Uçağa binip gidiyor iki Koreli
İyi kötü herkese kendilerini sevdirdi
Doğacak bebek hayır getirecek mi ?
Allahınıza kurban ulan "KWON" çifti


Önüne gelene komik lakap takıyorsun
Genç kızların gönlünü feci yakıyorsun
Üstüne bir de aşk acısı çekiyorsun
Bir şeyler yap lan "SAWYER" çilen son bulsun


Kardeş derdine adaya düştü
Jack'e zarf atsa da Sawyer'ın aşkı onu süründürdü
Doktor "JULIET BURKE" ölümüyle hepimizi üzdü
Sawyer onu, gözyaşlarıyla, ada sahiline gömdü.


Lotoyu kazanıp oldun tam bi milyoner
Ölüleri sen gördün olduk biz derbeder
Herkes senin güzel esprilerine güler
"HUGE REYES" ne güzelsin sen ne kalender


Aklı olan Saddam'ın yanında çalışır mı
insan insana böyle işkence yapar mı
Esaslı oğlansın herkes duyar sana saygı
"SAYID JARRAH" büyümesin içindeki karartı


Ödüyorsun Charlie'ye yaptıklarının bedelini
Ne oldu "CLAIRE" hanım bebek elden gitti
Sende de var hani bir manyaklık belirtisi
Ne bekliyoruz ki biz , hatun Jack'in kardeşi


Senin gibi bir bebe görüldü mü cihanda?
Anan uğruna kasap oldu, asıp kesiyor adada
"AARON" bebe hiç büyüme sen, hep kal kucaklarda
Büyürsen işin bok, bir lostie olduğunu unutmayasın haa


En sevdiğimiz şarkı 'You All Everybody'
Uyuşturucu onun hayatını mahvetti
Tüm lost ahalisi dirilmeni bekledi
"CHARLIE" kardeşim dön artık üzme lan bizi !


Dikkat et kendine , sen bize lazımsın
Tırlatmayan bir sen kaldın , aman dikkatli olasın
Claire gibi Sayid gibi uçup gitmesin aklın
Namaste'nin oğlu "MILES" lostielerimizi yalnız bırakmayasın


Bakmayın Koreliler'e dalıp durmamıza
Saygımız sonsuz "BERNARD" ile aşkınıza
Kanseri atlattın ya, farketmez ha dünya ha ada
"ROSE" abla sen çok büyüksün çok yaşa


Ortalarda koşup birden çıkıverirdin
Kutup ayısından daha efendiydin
Siyah dumana yem mi oldun ne ettin
Haydi beş ver "VINCENT" bizi sen de mest ettin


ikisini toplasan da bir adam etmez
onlara yazılan bölüm iki dörtlük etmez
"SHANNON" ve"BOONE" kardeşler ölüverdi tez
ayar oluyorduk inşallah biri geri gelmez


108 dakikada bir tuşa bastı
Oğlunun adını Charlie koydu, hatırnazdı
Her duyduğumuzda tebessüm belirdi yüzümüzde ' see you in another life brada 'yı
Tez elden yetiş "DESMOND DAVID HUME" , adanın ipi sapı kaçtı


Müzik yerine fiziği seçtin
Sabitin yaptın brada Des'i gözümüze girdin
Neye yarar bunlar, öz anan tarafındna vuruldun gittin
Ah be "DANIEL FARADAY" sen bunları hak etmedin


Adanın çılgın French Chick 'iydi
Her daim aradı durdu Alex'ini
Sonunda kör bir kurşuna kurban gitti
O değil de "DANIELLE ROUSSEAU" , BlackRock'ın olayı neydi?


Kaç bin yaşındasın kimse bilmez
Sürmeli gözlü "RICHARD ALPERT" , tezgaha gelmez
Neden yaşlanmazsın , kimse anlam veremez
Ağzından 2 kelam çıksın artık, bu hikaye böyle bitmez


En sakat adam sensin bu adada
Karizmatik otorite modundan pısırıklığa düştün gözümüzde haberin ola
Lakin sana saygımız sonsuz bu arada
Eski karizmanla geri gel artık "BENJAMIN LINUS" gözümüz yollarda


Teoriyle şiirlerle mayağa döndük.
Git başka projelere imza at HÖDÜK.
Cevapsız soru kalırsa yine seni öldürrük
Kolla kendini "J.J." sonun pek sönük...


Murat + Gizem , gururla sundu. Bizlere anı, tüm Lost severlere armağan...

tamalanmamış halini görmek isteyenler , burayı tıklayınız.

Berke Diye İsim Mi Olur?

çok mu zor anlıyosaan Berke
bir kere de arabanla beni bekle
yürümez bu iş böööle nerdee
içsekse de beraber kafimeytimizi

severim ben ugglarımı ayağımda pembe
starbucks'a tıngır mıngır giderken senle
göremezsin asla sen ne nerdeeaa
bendeki oha falan oldum imajına kurban ol sen beaaa

patetes kızarmasının kalorisi kaldırılsın dedim olmadı
her daim senlen takılmak istedim olmadı
feys'te ilişki durumumuzu evli yaptım, boy boy fotolarımızı koydum olmadı
aman yine yeşillendiiee fındık dalları

ısrar etme binmem ferrarine
vermem ki ben sana bu gidişle
sen bana böyle yazarkene
ben sıçıyorum evde pembe pembe


Not: Berke kim bilmiyorum ki...

5 Ocak 2010 Salı

sigaraya yapılan zam

çareler

1. sigarayı bırakın. hem de masraflı yöntemlerle, garantili, sigaradan daha ucuza geliyor

2. eminönünde adıyaman tütününün en hafifini satan adamlar var. telefonu yarın yazarım. filtreli hazır sigaralar var içini makineyle doldur doldur iç. paketi 80 kuruşa mal oluyor.içinde katkı malzemesi yok daha sağlıklı, hem filtreli. sarma sigara gibi zahmetli değil. doldurma makinesi de 15 tl. ilk sermaye için pahalı değil.

3.küba sigarası var. biraz ağır, yine eminönünde numarasını buraya yazarsam döver. tadı biraz ağır ama havan purosu artıklarından yapıldığı için hoş bir aroması var. zamdan önce paketi 1.5 du bakalım kaç yaptı şimdi.

4.suriye'ye vize kalktı sırf sigara ve viski almak için gidilebilir. yanlız free shoptan alın, suriye içinden daha ucuz. o hipne winstonun kartonu 7 usd dersem, camel 10 usd dersem, güzel jb viski 13 usd dersem anlarsınız ne kadar kara geçeceğinizi, bir girerken doldurun çantayı bir çıkarken, kimsenin baktığı yok. hataydan 15 tl şam, taksi tutarsanız 50 tl halep. o kadar ucuz yani. gitmişken bol bol taze meyve suyu için 25 kuruş, toksini atarsınız.

-1 sözlük yazarı-

3 Ocak 2010 Pazar

Sözlük Yazarlarının İtirafları vol.1

-bence ikiyüzlüyüm.

-çok iyi bir insan değilim.

-şiddete de meyilliyim ama insanları buna bir türlü ikna edemiyorum. çiçek gibi adamsın diyorlar, anlamıyorum gerçekten. derste kaç kere hocalarıma kalem sapladım sayısını bilmem.

-bir miktar şerefsizim.

-düşünmemem gereken şeyleri düşünürüm, bundan daha fazla düşünmemem gereken şeyleri neden düşünmemem gerektiğini düşünürüm; sanırım bunu da düşünmemem gerekiyor.

-kafam çalışmaz, zeki taklidi yaparım ama işe yarıyor.

-yeteneksizim. gördüğünüz gibi ne kafam çalışır ne de yeteneğim var.

-bir çok şeyi eleştirecek bir nokta bulamam.(kendim hariç) bir filmi sevmediysem neden sevmediğimi anlayamam bile; o kadar ki aptalım. (ciddiyim.)

-çoğu zaman çok düşünceli görünürüm ama sadece görünürüm. bomboş bakıyorumdur halbuki. belki de bazen hiç bir şey düşünmemeyi başarabilen nadir insanlardanım. insanlar boş bakışlarımı "daldı gitti yine" olarak yorumlarlar.

-kendimi diğer insanlardan ayırabilecek bir özelliğim yok. mal doğdum, mal mal yaşıyorum, böyle de öleceğim büyük ihtimalle.

-başka insanların karakterleri üzerime yapışıyor bazen. birini ortadan uzun bir süre tanırsam hareketleri bana copy-paste'le geçebiliyor.

-çok şey duymuşumdur, hatta bilirim ama kafa olmadığından yorumlama yeteneğinden yoksunum.

-hem burcum hem yükselenim terazi olmasına rağmen estetik yetenekten tamamen uzağım. ne bir enstrüman çalabilecek ne adam gibi resim falan yapabilecek bir yeteneğim var. odun gibiyim yani, elime de ancak o yakışıyor zaten.

-bu kadar loser'lığın üstüne bir de ukalayım anasını satıym. neyini beğenirsin geri zekalı.

-anne ve babamdan elde edilebilecek en kötü kombinasyonum. birinin canı sıkılmış da en dandik genleri seçip yapmış sanki beni. babamın kısa boyunu, annemin büyük burnunu, annemin ekşi suratını, babamın kıllı vücudunu ve bütün sülalemin karizma eksikliğini taşıyorum. bütün bunlara rağmen baba tarafımda üniversitede adam gibi bir yere gidebilen ilk kişiyim. tabi bu kadar iradesiz birinin istediği şeyi başarabilmesini beklemiyorsunuz değil mi? sistem değişecek söylentilerinden dolayı ikinci seneyi beklemeye cesaret edemeyen bir korkağım tabi. sevmediğim bir bölümü okudum beş sene boyunca ve şikayet etmekten başka bir şey yapmadım.

-bu kadar öküzlüğüme rağmen bir de kadersizim anasını satıym. yürümeyi yeni yeni öğrendiğim zamanlarda bir kaza geçirmişim ve belimde* bundan kalma bir yara izi vardır o yaşımdan beri. bundan dolayı olup olmadığından oldukça fazla şüphe duyduğum tanrıyı suçluyorum, ve kızıyorum. bu yüzden tanrı olsa daha iyi olur. her şey için suçlayacak birilerine ihtiyacım var.

-bir erkek için oldukça korkağım diyebilirim. ama gerek uykumda gerek daydreaming safhalarında olsun sürekli kendimi infaz ederim. bugüne kadar yediğim kurşunun haddi hesabı yok. ve artık ölmek o kadar soğuk gelmiyor. yaşayacak bir şey kalmamış gibi geliyor bana, ölsem şikayet etmem sanırım. hislicocuk demişti "sanki pizzanın sadece kenarları kalmış gibi" diye; öyle hissediyorum.

-kendimi aşağılamaktan çekinmiyorum, ama başkası yapınca çok kızıyorum ve olmadığım biri gibi davranmaya başlıyorum.

-bunca kendine acımaya rağmen arabesk bir insan değilim, emo da değilim. ama bazı güzel sözlerin arabesk kültür tarafından çalınmasına çok kızıyorum. almışlar güzelim sözleri iğrenç melodilere mahkum etmişler. sırf bu yüzden etrafta yabancı şarkılar için "bu sözler türkçe şarkılarda olsa dinlemezsin" diyen adamlar türedi. dinlemem tabi mnkym, keman gibi bir aleti öyle şarkılara mahkum eden şarkıları neden dinleyeyim. (bundan arabeskin güzel sözlere tapu koyması şeklinde bir başlık doğabilirmiş aslında)

-yazdığım her madde hakkında sayfalarca yazı yazabilirim sanırım. ama toplasan on satır etmez. yazarım diyorum da yetenek de yok yani dediğim gibi. hep aynı terane...

-her şeyden çok çabuk sıkılıyorum. "dinlemek istemiyorum, izlemek istemiyorum, okumak istemiyorum, yemek istemiyorum. nasıl bir insana dönüştüm lan? anhedoni mi oluyor ki bu?!" insan yapacak bir şey bulamadığı zaman ne yapmalı bilmiyorum.

-gizli faşistim. ayrıca pis bir emperyalistim. artık birileri her yeri ele geçirse de kurtulsak anasını satıym. sırf sinir stress...

-inanılmaz boyutlarda dikkat dağınıklığım var.

-bunca insanı kendinden tiksindiren özelliğime rağmen arkadaşlarım beni severler, anlamıyorum. arkadaşım hiç mi analiz yeteneği, insan sarraflığı tohumu olmaz insanda? sandığınız gibi biri değilim ben... iyi değilim, sevgi dolu da değilim, bencilim.

-yapmadığım şeyler için bile utanç duyabiliyorum. bazen kendi kendime, yaşadığım bir olayı düşünürken "ulan öyle değil de böyle olsaydı ne kötü olurdu" diyerek olmayan bir olay yüzünden utanıyorum ve kendimi paralıyorum resmen.

-bu başlığı pek sevdim, arada gelip ağzıma sıçabilirim.

'bir sözlük sakini'

12 Kasım 2009 Perşembe

Omegle conversation vol.1

Omegle conversation log
2009-05-12
Connecting to server...
You're now chatting with a random stranger. Say hi!

Stranger: hi how are you

You: hi im fine
You: you
You: ?

Stranger: me too
Stranger: m f?

You: fem

Stranger: male
Stranger: from turkey
Stranger: you?

You: no
You: from spain

Stranger: age?

You: 29

Stranger: 21
Stranger: do you wanna talk:D

You: from turkey?

Stranger: yes

You: i ve been there before
You: istanbul

Stranger: why you here?

You: i was traveling

Stranger: have you married:)

You: :)
You: not yet

Stranger: perhaps you wanna talk on msn:)

You: i dont think so
You: :)

Stranger: why perhaps we will marry haa:D

You: :D

Stranger: lets give it:)

You: you r a little younger than me
You: :)

Stranger: i am football player :D
Stranger: maybe i ll come spain

You: really?

Stranger: not now maybe future:D

You: are you playing premier leauge or something i dont what you call it in turkey

Stranger: yes super leugea but i am team B

You: i know about fenerbace some

Stranger: big team:D

You: which team are you playing for
You: ?

Stranger: sakarya you cant know it

You: i never heard :)

Stranger: but nıhat played here:)
Stranger: you must know nıhat
Stranger: he is the man

You: nihat?

Stranger: yes
Stranger: el turko

You: yeah i remember
You: :)

Stranger: what is your job?

You: graphic designer

Stranger: it is cool
Stranger: i am student in university also:D
Stranger: civil engineering
Stranger: but it is so hard
Stranger: sooooo hard

You: oh thats cool too

Stranger: what you design in this days?

You: several things
You: corporate id
You: magazine ads

Stranger: :D
Stranger: describe yourself
Stranger: are you beauty:D

You: yes im beauty :)

Stranger: haha

You: 1.75 cm tall

Stranger: not bad
Stranger: i am 1.84

You: ohh
You: :)

Stranger: fit body you know:D

You: oh yeah
You: :)
You: im still fit as well
You: :)
You: im playing tennis

Stranger: oo ıt ıs cool

You: that makes me fit

Stranger: yes it buıld legs:D

You: yeah thats why i have no sellulite problem :D

Stranger: hahaha
Stranger: lets talk on msn not cam i wanna see your pic please:)

You: sorry i got to go
You: halı saha maçım var hacı
You: :D

Your conversational partner has disconnected.

you olup bu konuşmayı gerçekleştiren brada'ma çok teşekkür ediyorum , sayesinde geleceğin inşaat mühendisi , şimdilerin 2. lig topçusu arkadaşımızın ingilizce tabirleriyle beni benden almıştır , fit body you know :)

1 Kasım 2009 Pazar

Şarkılarımızı Yalnız Bırakın

Geçen ay Seda Sayan’ın sunduğu Susma isimli programda, stüdyoda yer alan özel dedektifin kabul etmemesine rağmen adını anmak bile istemediğim şahsın işlediği o korkunç cinayet satanizme bağlandı. Metal konserlerinin gösterildiği ve kim oldukları belli olmayan kiralık aktörlerin metal’i hedef gösteren demeçlerinin verildiği bir VTR de hazırlanmıştı. Bu cinayette bir müzik türünü ya da satanizm gibi marjinal bir inancı çağrıştıracak en ufak bir şey olmadığı halde bu VTR’yi döndürüp döndürüp durdular. Aynı günlerde Kanal 1’de “Kelime Oyunu” isimli bir yarışma... Soru şu: “Uzun saç ve siyah tişörtle özdeşleştirilen mistik inanç nedir?”. Yanıt ise: “Satanizm”! Güya yarışmacıların Türkçe bilgisini sınayan, bilimsel olduğunu iddia eden yarışmada sorulan bu soru bile medyanın halkımız üzerinde nasıl bir önyargı yarattığının bir kanıtı gibi.

Bu önyargıyı 1998’de inşa etmeye başladılar. Alman Lisesi’nde okuyan iki genç intihar etmiş, intihar etmeden önce de duvara “We Don’t Belong Here” yazmışlardı. Bu mısralar satanizmle uzaktan yakından alakası olmayan alternatif rock grubu Radiohead’in çaresiz bir aşkı anlattığı ‘Creep’ şarkısına aitti. Gençleri intihara sürükleyen şey müzik olamazdı, üstelik dinledikleri müzik de heavy metal değildi ama basın bu olaydan yola çıkarak suni bir “öcü” yaratmaya niyetlenmişti bir kere. Kurdukları korku imparatorluğu ne kadar ürkütücü olursa, o kadar rant elde edebilirlerdi. O yüzden genç yaşta birlikte hayatlarını sona erdiren iki gencin dramını anlamayı denemediler bile. Bu bir aşk intiharı olabilirdi, bu Türkiye’deki eğitim sisteminin gençler üzerinde yarattığı baskıdan kaynaklanıyor olabilirdi ama bunlar hiçbir zaman araştırılmadı. Bunun yerine “satanizm ve heavy metal” diye garip bir ikili yaratıp onun üzerinden tirajlarına tiraj, ratinglerine rating kattılar. Onlar açısından her şey iyiydi, yeni bir kaynak bulmuşlardı ve bunu sonuna kadar sömürmeye hazırdılar.

1998 ile 1999 arasında bir sene boyunca sürekli yalan dolan haberlerle medya “satanizm”i popüler bir meta haline getirdi. Kedilerin kesildiği, 3. sınıf Hollywood filmlerinden apartma ayinlerin yapıldığı, yurtdışındaki sözlük karşılığıyla çelişen grotesk bir “şey” uydurmuşlardı. Gizliden gizliye yapılan bu satanizm reklamı bir sene sonra 1999’de korkunç bir cinayetle meyvesini verdi. Derken üçüncü dünya ülkelerinde bile görülmeyen, ortaçağdaki cadı avlarına benzeyen, hatta toplu olduğu düşünülürse ondan daha barbarca bir hal alan “av sezonu” başladı. İnsanlar sadece siyah tişörtlü ve uzun saçlı olduklarından dolayı tutuklandılar, gecelerce nezarette alıkoyuldular. Ana haber bültenlerinde, haber programlarında, kısacası her yerde “uzun saçlılar satanisttir” önyargısını körükleyecek yayınlar yapıldı, hem de hiç beklemediğimiz demokrat ve aydın televizyon adamları tarafından! Rating ve tiraj onların da gözlerini kör etmişti. O günden beri de ara ara bu konuyu temcit pilavı gibi önümüze sunmaya devam ediyorlar.

Hepimizin üzülerek takip ettiği bu olayların bu müzikle, bu müziğin içerdiği herhangi bir fikirle örtüşmediğini az biraz kitap okumuş, az biraz genel kültür edinmiş herkesin çok iyi bildiğini düşünüyoruz. Filmlerdeki, şarkılardaki, kitaplardaki şeytanların, canavarların, vampirlerin kimseye zararı olmadığını herkes bilir. Esas kötüler para için, güç için, rating ve tiraj için bu hayattaki en güzel şeyi, müziği ve sanatı suçlayanlardır. Onlar özgürlüğünüzü, hayal gücünüzü, düşüncelerinizi çalar, elde ettikleri ganimetten kendilerine servet yaparlar. Artık buna bir dur demek lazım. Şarkılarımızda “şeytan”ı arayacağınıza kafanızı kaldırıp etrafınıza bakın. Şeytani bir şey arıyorsanız daha fazla kâr yapmak için eksik çimento kullanıp binlerce insanımızın ölümüne yol açan, dere yatağına imar planı yapan, halkı felakete karşı uyarmayan, sel felaketi geliyorum derken işçilerini malzeme taşıma amacıyla kullanılan araçların bagajına tıkan zihniyette arayın biraz da… Şarkılarımızı yalnız bırakın…



~Doğu Yücel