Alıntılardan bir kuple etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alıntılardan bir kuple etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Eylül 2011 Pazartesi

Bak Kardeşim Arşivi

Bak kardeşim.
Yaşım 24 ve 44 yaşında bir dul bayanla evlendim, kendisinin de bir kızı var 25 yaşında. Babam ise bu bahsetmiş olduğum kızı ile evlendi. Böylelikle babam, karımın kızı ile evlendiği için damadım olmuş oldu. Bunun üzerine kızım da üvey annem olmuş oldu babamla evlendiği için... Hanımımın ve benim geçen sene bir oğlumuz oldu. Oğlum hanımımın kızının erkek kardeşi oldu, aynı zamanda babamın da eniştesi.

Bir de üvey annemin erkek kardeşi olduğu için dayı oldu. Anlayacağınız benim oğlum benim dayım oldu. Babamın eşi sene sonunda dünyaya bir erkek çocuğu getirdi. O babamın oğlu olduğu için benimde erkek kardeşim ve de kızımın oğlu olduğu için de torunum. Yani ben torunumun erkek kardeşiyim.

Ayrıca bir annenin evladının babası eşi olduğuna göre ben de eşimin kızının babası ve de kızımın erkek çocuğunun erkek kardeşiyim. Kısacası kendimin büyükbabasıyım. bu kadar karışıklığa rağmen gecemi gündüzüme kattım seni takip ediyorum. Neden mi? Açtığın sikimsonik başlıklarla dünyamı siktin çünkü. Günde 2 saat uyuyor 22 saat seni izliyorum ve sen nasıl bi yaratıksın merak ediyorum amcamın oğlunun kızının eniştesinin arkadaşı ip adresini buldu bile. Ve elimde bir tane satır ile sizin eve doğru geliyorum, seni bulduğum zaman anan kumam olarak hayatına devam edecek! Senin de beynini dagıtacagım orospu çocuğu.

(sockinmycock, 01.09.2011 05:29)

Not: Eski sevgilimin yeni sevgilisinin, başka bir eski sevgilimle de yakın arkadaş olduğunu duyan @afrothecat ibnesi bana böyle bir şey yolladı. İbreti alem için ibret. Ey hayat.

20 Mart 2011 Pazar

Stada Rakı Şişesi Sokabilen Taraftar

Adam öldürmeye teşebbüs etmiş taraftardır.

Ayıptır, günahtır beyler. O şişe bildiğin adam öldürür. Hadi malız, beş paralık zevk için 700 lira verip bilet alıyoruz, eyvallah da hangi halet-i ruhiye içerisindeyiz ki bir adamın kafasına şişe atıyoruz he?

Taksim Meydanı'nda Leeds United taraftarlarını bıçaklayanlar kahraman mı oldu? Kaçının adını hatırlıyoruz? Peki ya Mühendis Oktay'ı katledenler? Bir tribüne isimleri mi verildi? Volkan Demirel yaralansa idi, o şişeyi atana tapacak mıydı sarı-kırmızı renklerin sevdalıları? Gerçekten merak ediyorum.

Lafa gelince Metin Oktay ruhu, Baba Hakkı duruşu, Can Bartu beyefendiliği. Bi siktirip gidin lütfen. Bu mu lan sevda, bu mu geçmişe ve o geçmişin bıraktığına duyulan saygı? Hayatta daha önemli şeylerin olduğunu ne zaman hatırlayacağız acaba, çok merak ediyorum.

O şişe çarpsaydı ve Volkan Demirel sakatlansa, kafatası çatlasa-kırılsa ya da ölse... Kim ne kazanacaktı abi? Ve bir insanın canını alabilecek kadar büyük bir şey mi taraftarlık? Beyler, cidden çok merak ediyorum..



(vela, 19.03.2011 00:50)

11 Şubat 2011 Cuma

Ben Varım

5 seneye yaklaşıyor gurbet ellerde yaşıyorum. Hayatımın dikkate değer bir oranına tekabül eden bu süre zarfında bilinçli ya da bilinçsiz, isteyerek ya da farkında olmadan birçok değişiklik geçirdim, birçok eski adetten vazgeçtim, birçok acayip alışkanlık kazandım. Kazanılmış ya da vazgeçilmişlerden hiçbirisinin tasası, yasını tutmadığım gibi, hiçbirisinin de varlığına ya da yokluğuna sevinmiyorum, coşmuyorum. Hayat ve gereksinimleri ne ise ayak uyduracağım.

Lakin ne zaman gurbetten memlekete dönüyorum, ne zaman Almanya'da yabancı, memlekette Alamancı konumuna geçiyorum o zaman bir bir fitil fitil burnumdan geliyor alışkanlıklarım. İşte bu başlık altına gireceğim entry böylesi bir alışkanlık değişiminin öyküsüdür.

Yurtdışına giden, yaşamak zorunda kalanlarımız bileceklerdir: Yurtdışında taharet borusu, musluğu gibi işlevselliği göte ferahlık kazandıran utulitiler yoktur. Bu neredeyse yurtdışında büyük abdeste çıktığımız anda dikkatimizi çeken, kültür şokunun büzüğümüzdeki izdüşümüne denk bir haldir. Yurdundışında götünü kuru kuruya kağıda silen herkes şu veya bu şekilde ecnebiye küfür etmek, versay tuvaletinde dahi tuvalet olmadığını anımasamak, gavurun tuvalet kavramını bilmediği, roblarının içine sıçtıkları için parfümü keşfettiklerini öne sürmek gibi muhafazakar bir spektrumdan köktenci bir ruh haline kadar birçok hissiyatı tetikler, canlandırır. Lakin yurtdışına giden, gidip de yaşayan, dikkate değer bir süre geçiren birisi icin memişhane ile ilgili beklentileri tersine işleten bir hal de vardır.

Yurtdışında geçirdiğim ilk yılın kışında (sözlükten de aratılarak takip edilebilir eylül 2000- mayıs 2001 arası) dönem tatilini bahane ederek sevdiklerime kavuşmuştum. Bu dönüşümde eşe dosta ayrıntısıyla yurtdışında tuvaletlerde taharet borusu olmadığından, götü kuru kuruya kağıda silmenin iğrençliğinden, götünü kuru kuruya kağıda silmiş insanlarin servis ettiği yemekleri yemenin tiksintisinden bahsetmiştim. Gelişim şerefine gittiğimiz bir kebabçıda verdiğim bu sempozyum sırasında bir gaz yediğim 2 porsiyon karisik ızgaranın, mezenin, acılı ezmenin, 2 litreye yakin ayranın da hatrına o gece tuvalette uzunca bir süre geçirmem uygun düşmüştü.

Evet, götümü Vitra-Artema ortak yapımı seramiğe koyduğumda anlamıştım ki: Bizim tuvaletimiz, bizim tuvalet adabimiz gibisi yoktur.

İşte karşıda duran sepet içinde Aktuel, Tempo, Conan'ın eski sayıları, işte hemen yanında çamaşır makinemiz ve üzerinde sıkıldıkça okuduğum deterjan ve yumuşatıcılar, işte yerler: fayans, karo, köşelerde bordur gibi gormeye alışık olduğum vazgeçilmezler, işte tuvalet kapısı ve kapının üzerinde buzlu cam, buzlu camın üzerinde bornozlar, havlular, ve işte sağ elimin hemen arkasında istediğim an uzanabileceğim taharet borusu musluğunu siyah vanasi.

Derin bir ruh huzuru ile dizlerime serdigim dergiden son 3 ay içerisinde olup biten magazin hadiselerini takip ediyorum. Hande Ataizi kimle basılmış, Hülya çocuk mu aldırmış, Burak Kut yeni kasediyle eski popularitesini yakalayacak mi? derken çat diye dünyam kararıyor. Hayır, Burak Kut'un yeni kasetinden yana bir yıkım yaşamıyorum, kelimenin tam anlamıyla dünyam kararıyor.

İlk tepkim şudur: Elektrikler mi kesildi? Lakin buzlu camın ardından bakıyorum, mutfak tarafından içeriye ışık giriyor. Banyonun sigortasi mi attı? Hayır, şofbenin ışığı yanıyor. E ne oldu? Kim, nasıl benim tuvalet ışığını kapatabilir ki?

O an gerçekten, tırnaklarımın ucuna kadar idrak ediyorum: Türkiye'deyim ve Türkiye'de banyoların elektrik düğmeleri banyonun dışıda olur. Öylesine sinirleniyor, öylesine bocalıyorum ki senelerin süzgecinden geçmiş en standard, en kısa yoldan sonuca ulaşan ünlemi bile söyleyemiyorum. Diyorum ki:

- Ne oluyo yaaa?

Kimse ses vermiyor. Vergisini veren bir Amerikan vatandaşi gibi daha da sesimi yükseltiyor, fayanslarda yankılanacak şekilde bağırıyorum:

- Yeaaa kim ışığı söndürdü yeaaa?

Tıkır tıkır tıkır ayak sesleri geliyor.

- Ne var ulan eşoğlueşek!!!!!!!? Ne bağırıyosun?
- Baba sen mi ışığı söndürdün?
- Evet?!! Ne var hayvan herif? Ne bağırıyorsun?
- İçeride ben vardım!?
- Ben nereden bilicem?!! Öküz!
- E ama sormadın ki?
- Yok yaaaa? İçerdeyim baba dersin, ben varım dersin açarız. Amerika'ya yolluyoruz, adam olmuyorsun, öküz olup dönüyorsun.

Babam haklı. Böylesi bir durumda akıllı, aile terbiyesi almış bir Türk gencinin ilk tepkisi "Ben varım" olmalıdır. Bu durumda ışığı söndüren ebeveyn "ha, pardon" demeye tenezzül ederse eder, "O kadar saattir içeride ne yapıyorsun?" diyecekse der, neticede ışığı açar, yoluna devam eder.

Oysa ki ben 3 ay içerisinde öyle bir şımarmışım, öyle bir yoldan çıkmışım ki bu basit, ananevi lafı dahi unutmuşum. Vay bana vaylar bana.

Amerika'da kaldığım şu süre zarfında henüz elektrik düğmesi banyonun dışına denk gelen, Türkiye'de ise kimi oteller dışında içine denk düşmüş bir haneye girmedim. Lakin geçen sene yazın şans eseri Şile'de bir arkadaşın müstakil evine gittim. Banyoya girmeden önce kapının dışında elektrik düğmesi aradım, bulamadım. Böyle koridorun dibine yurudum onu açıyorum olmuyor, diğerini deniyorum, beceremedim. Çok üstelemedim, helaya girdim, karanlıkta işimi görmeye koyuldum. İşin ortasında önce buzlu camda bir surat belirdi, sonra tıngır tıngır kapı zorlandı. Karanlıktan aydınlığa bağırdım:

"Ben varım!"

Arkadaşım dedi ki;

- Ha sen mi vardın? Işık bozuk mu?
- Yok, ışığı bulamadım. Sen açar mısın?
- Nasıl açayım, ışık içeride.

Tarif ettiği yerden ışığı açtım. İşimi gördüm, çıktım. Sonra utancımı yendiğim bir anda arkadaşıma sordum:

- Sizin bu banyonun ışığı neden içeride?
- Sorma ya, bizim evin mutaaayidi laz. Herif her bir boku tersten yapmış. Bizim bu bloktaki bütün evlerin banyolarının ışıkları içeride.

Lan? Türkiye'de böylesi bir uygulamayı ancak laz bir mutaaayit akıl ediyorsa, bu Amerika'da ve muasir medeniyetler diyarinda mevzunun da ters olduğunun bir delili midir? Böylesi bir anda düşündüm, irdeledim. Işığın kontrolünün içeride ya da dışarıda olması ne kazandırıyor, ne kaybettiriyor.

Işığın kontrolünün içeride olması öncelikle birey toplumu olan Amerika ve batı medeniyetlerinde dikkat çekmiyor. Cezalandırmak gayesi ile dahi çocuğunu banyoya kilitlemeyen (hatırlayalım oda cezası diye bir şey vardır) ebeveynin yaşama alanı olan batı medeniyetlerinde bir kişinin ne olursa olsun sıçarken karanlıkta ya da aydınlıkta olma hakkı kendisinde görünüyor. Oysa ki doğu toplumunun etkilerini sürdüren Türkiye'de birey ancak ataerkil aile yapısı içerisinde varlığı onanırsa vardır. yani helaya giren bir kisi ic ozgurlugune sahipse de, dis iliskilerinde evin reisine tabiidir. Evin reisi ışığı kesmek isterse, keser. Açmak isterse açar. Helada kalma süresine sınırlama getirmek maksadıyla düzenleyici ve kısıtlayıcı tedbirler almak konusunda yetkili merciidir. Oysa ki batı medeniyetlerinde böylesi bir ayrıcalık evin reisi de olsa ebeveyne tanınmaz, çocuk ortak mülkiyet sahası üzerinde en az ebeveyn kadar iktidar ve hak sahibidir.

Uygulamada bakıldığında: Türk aile yapısı içerisinde evin reisi sıfatında olan ebeveyn uzun süre açık gördüğü bir banyo ışığına müdahale hakkına sahiptir. Bu hem ekonomik anlamda bir uyarı ve nota niteliğindedir, hem de mevcut iktidarın bir gövde gösterisidir. İktidar sahibi ebeveyn banyo ışığını kapattıktan sonra karanlıkta duyduğu :

"Ben varım" 'a cevaben, ışığı açarken, şunu demek ister:

"Sen varsin, ama ancak ve ancak benim sayemde varsın. Fırt dedin taşşaklarımdan fırladın, cırt dedin karnımdan çıktın! Ona göre. Şak ışığı kaparım, sen var olmazsın. Bu kadar kolay! "

Bu yüzdendir ki sanırım feodal yapı, sömürü düzeni Türkiye'de sona ermeyecektir, ezilen kesim en doğal ihtiyaçlarını karşılarken dahi "efendi"sine ancak karanlıkta "ben varım" diyebilecek, ancak karanlıkta bir çığlık haline gelince, lütfen varlığı tanınacaktir. Işık düğmeleri, elektrik anahtarları daima helanın dışında kalacaktır.

(otisabi, 21.08.2004 07:18 ~ 07:51)



Tuvalete her girdiğimde aklıma gelen bu entry, sizlerin de aklına gelsin istedim.

1 Ağustos 2010 Pazar

Sözlükle İlgisiz İstekler vol.1

Benim bir çok kendi adıma küçük ama insanlık adına büyük isteklerim var. Toplumsal mesaj içerikli ve sıkıcılar. Ama olsun, bu isteklerimi hem siz bilin, hem de bilmeyenlere söyleyin lütfen. Böylece ezici bir çoğunluk oluşturup medeniyeti yeniden uyandıralım. İnanırsak olur bence.

Evet, başlıyorum.

1- Yürüyen merdivende illa kazulet gibi duracaksak, sağda duralım. sol tarafı boş bırakalım ki insanlar geçebilsinler.

2- Her zaman kendi sağımızdan yürüyelim.

3- Kırmızı ışıkta danalar gibi yola atlamayalım, bekleyelim bizim sıramız gelince geçelim.

4- Sokak hayvanlarını tekmelemeyelim, onlara tükürmeyelim. İnsan olalım.

5- Dolmuş ve otobüslerde ıkınarak yüksek sesle telefonda konuşmayalım.

6- Bankamatikten para çekmeye çalışan insanların götüne yapışmayalım, iki adımlık mesafe bırakalım ki, tedirgin olmadan rahat rahat para çekebilsin insanlar.

7- Karıya kıza laf atmayalım - lütfen.

8- Araba kullanırken “röargggghh” diye sesler çıkarıp kaydırmak “apaçi” damgası yememize neden olur, yapmayalım.

9- Tanımadığımız insanlara “bir içki ısmarla-ma-yalım.” sormayalım bile..

10- Her öpüştüğümüz-seviştiğimiz-vs.. insanla illa ki duygusal bir bağ olacak sanmayalım, her ne kadar kabul etmek istemesek de, bazen cinsellik, sadece cinsel çekim hissedildiği içindir. Her paylaşım yaşadığınız insana “aşk” “sevgi” “şefkat” ve “bağlılık” göstermeniz imkansızdır, zorlamayalım. Tabu gibi geliyor olabilir - ama değil. / Ha yok illa ki "namusum olacak" şeklinde bir yaklaşıma sahipsek, o zaman sevgilimizin hemcinslerine yaklaşmayalım ki herkesin onuru sağlam, kafası rahat olsun. Sonra bloglarda ağlamayalım..

11- Sevgilimizi, günde 20 tane mesaj atarak darlamayalım, bırakalım o da insan gibi günlük işlerini yapabilsin elinde telefonu olmadan.. çok merak edersek arayalım, 2 dakika konuşup rahatlayalım, karşı tarafa da gün boyu huzur verelim.

12- Yemekteyiz programını sık sık izleyip, katılımcıların karakter analizlerini yaparak genel bir toplum profili çıkaralım.

13- İçeceksek kusmayalım, kusacaksak içmeyelim, kusacak gibiysek bulunduğumuz evin lavabosuna gidelim ki halılar koltuklar batmasın.

14- Köpeklerin burnuna yanlışlıkla dokununca, lütfen "aıyh ıslaq bu yaağ, iğreanç" demeyelim, bu onların doğasında var.

15- Çok okuyalım ki orda burda göt olmayalım, bilmeden konuşmayalım, bilgimiz olmadan fikrimiz olmasın ki çoluk çocuğun maskarası olmayalım.

16- Ek$ibition'da yazarken, bilgisayarın başına himmet abi'yi oturtmuş gibi yorumlar atmayalım. "kollar batlıcan"-sıktı artık.

17- Eski sevgili başlığını biraz kendi haline bırakalım, her gün sol frame'de görmekten sıkılmış insanlar olabilir. Çok bir şeyler söylemek istiyorsak, arayalım - nefretimizi de pişmanlığımızı da oraya kusalım ki "özel hayat" diye bir şeyimiz olsun.

18- Kibiri yerinde kullandığımız zaman güzel olduğunu unutmayalım, gülünç olmaya 3-4 cm kala sınırın gerisinde durmaya dikkat edelim.

gibi şeyler.
bence gideri var.
evet - çok biliyorum ben.



4 Nisan 2010 Pazar

Eski "Ekşi"ye , Eski "Ekşi"cilere

"Hayata tersinden bakabilen herkesin....." buluştuğu yer derdim eskiden sözlük için. Evet belki bir zamanlar öyleydi ama 2004 yılı eylül ayı itibariyle pek de öyle değil. Evet, ilk başta da hayata düz bakanlar vardı sözlükte, bilhassa siyasi konularda hakim görüş devletin çizdiği çerçevede düşünmekten yana idi, ama epey bir "sisteme tersinden bakabilen" yazar da vardı. Ama sözlük kalabalıklaştıkça, popüler oldukça bu tarz yazarlar iyice azalır oldu, genel kanaat devletçi / muhafazakar / ayrımcı / söven bir çizgiye kaydı. Böyle olması gayetle normal, zira sözlük kalabalıklaştıkça Türkiye ortalamasına yaklaşacak matematik olarak.. Türkiye ortalamasi değimiz şey de malum, iktidardaki ve muhalefetteki partiye bakarsak rahatlıkla anlarız. Burada "kalabalıklaştı, kötü oldu" edebiyati yapacak değilim, yapanlar var yeterince. Benim dediğim tek şey, sözlük'ün artık "sistem-dışı" ya da "sistem-kenarı" özelliğini kaybettiği. yani "sen de artık herkes gibisin".. Bu düzeltmeyi yapmak istedim sadece kendi adıma...


-nd

7 Mart 2010 Pazar

Berke Diye İsim Mi Olur?

çok mu zor anlıyosaan Berke
bir kere de arabanla beni bekle
yürümez bu iş böööle nerdee
içsekse de beraber kafimeytimizi

severim ben ugglarımı ayağımda pembe
starbucks'a tıngır mıngır giderken senle
göremezsin asla sen ne nerdeeaa
bendeki oha falan oldum imajına kurban ol sen beaaa

patetes kızarmasının kalorisi kaldırılsın dedim olmadı
her daim senlen takılmak istedim olmadı
feys'te ilişki durumumuzu evli yaptım, boy boy fotolarımızı koydum olmadı
aman yine yeşillendiiee fındık dalları

ısrar etme binmem ferrarine
vermem ki ben sana bu gidişle
sen bana böyle yazarkene
ben sıçıyorum evde pembe pembe


Not: Berke kim bilmiyorum ki...

5 Ocak 2010 Salı

sigaraya yapılan zam

çareler

1. sigarayı bırakın. hem de masraflı yöntemlerle, garantili, sigaradan daha ucuza geliyor

2. eminönünde adıyaman tütününün en hafifini satan adamlar var. telefonu yarın yazarım. filtreli hazır sigaralar var içini makineyle doldur doldur iç. paketi 80 kuruşa mal oluyor.içinde katkı malzemesi yok daha sağlıklı, hem filtreli. sarma sigara gibi zahmetli değil. doldurma makinesi de 15 tl. ilk sermaye için pahalı değil.

3.küba sigarası var. biraz ağır, yine eminönünde numarasını buraya yazarsam döver. tadı biraz ağır ama havan purosu artıklarından yapıldığı için hoş bir aroması var. zamdan önce paketi 1.5 du bakalım kaç yaptı şimdi.

4.suriye'ye vize kalktı sırf sigara ve viski almak için gidilebilir. yanlız free shoptan alın, suriye içinden daha ucuz. o hipne winstonun kartonu 7 usd dersem, camel 10 usd dersem, güzel jb viski 13 usd dersem anlarsınız ne kadar kara geçeceğinizi, bir girerken doldurun çantayı bir çıkarken, kimsenin baktığı yok. hataydan 15 tl şam, taksi tutarsanız 50 tl halep. o kadar ucuz yani. gitmişken bol bol taze meyve suyu için 25 kuruş, toksini atarsınız.

-1 sözlük yazarı-

3 Ocak 2010 Pazar

Sözlük Yazarlarının İtirafları vol.1

-bence ikiyüzlüyüm.

-çok iyi bir insan değilim.

-şiddete de meyilliyim ama insanları buna bir türlü ikna edemiyorum. çiçek gibi adamsın diyorlar, anlamıyorum gerçekten. derste kaç kere hocalarıma kalem sapladım sayısını bilmem.

-bir miktar şerefsizim.

-düşünmemem gereken şeyleri düşünürüm, bundan daha fazla düşünmemem gereken şeyleri neden düşünmemem gerektiğini düşünürüm; sanırım bunu da düşünmemem gerekiyor.

-kafam çalışmaz, zeki taklidi yaparım ama işe yarıyor.

-yeteneksizim. gördüğünüz gibi ne kafam çalışır ne de yeteneğim var.

-bir çok şeyi eleştirecek bir nokta bulamam.(kendim hariç) bir filmi sevmediysem neden sevmediğimi anlayamam bile; o kadar ki aptalım. (ciddiyim.)

-çoğu zaman çok düşünceli görünürüm ama sadece görünürüm. bomboş bakıyorumdur halbuki. belki de bazen hiç bir şey düşünmemeyi başarabilen nadir insanlardanım. insanlar boş bakışlarımı "daldı gitti yine" olarak yorumlarlar.

-kendimi diğer insanlardan ayırabilecek bir özelliğim yok. mal doğdum, mal mal yaşıyorum, böyle de öleceğim büyük ihtimalle.

-başka insanların karakterleri üzerime yapışıyor bazen. birini ortadan uzun bir süre tanırsam hareketleri bana copy-paste'le geçebiliyor.

-çok şey duymuşumdur, hatta bilirim ama kafa olmadığından yorumlama yeteneğinden yoksunum.

-hem burcum hem yükselenim terazi olmasına rağmen estetik yetenekten tamamen uzağım. ne bir enstrüman çalabilecek ne adam gibi resim falan yapabilecek bir yeteneğim var. odun gibiyim yani, elime de ancak o yakışıyor zaten.

-bu kadar loser'lığın üstüne bir de ukalayım anasını satıym. neyini beğenirsin geri zekalı.

-anne ve babamdan elde edilebilecek en kötü kombinasyonum. birinin canı sıkılmış da en dandik genleri seçip yapmış sanki beni. babamın kısa boyunu, annemin büyük burnunu, annemin ekşi suratını, babamın kıllı vücudunu ve bütün sülalemin karizma eksikliğini taşıyorum. bütün bunlara rağmen baba tarafımda üniversitede adam gibi bir yere gidebilen ilk kişiyim. tabi bu kadar iradesiz birinin istediği şeyi başarabilmesini beklemiyorsunuz değil mi? sistem değişecek söylentilerinden dolayı ikinci seneyi beklemeye cesaret edemeyen bir korkağım tabi. sevmediğim bir bölümü okudum beş sene boyunca ve şikayet etmekten başka bir şey yapmadım.

-bu kadar öküzlüğüme rağmen bir de kadersizim anasını satıym. yürümeyi yeni yeni öğrendiğim zamanlarda bir kaza geçirmişim ve belimde* bundan kalma bir yara izi vardır o yaşımdan beri. bundan dolayı olup olmadığından oldukça fazla şüphe duyduğum tanrıyı suçluyorum, ve kızıyorum. bu yüzden tanrı olsa daha iyi olur. her şey için suçlayacak birilerine ihtiyacım var.

-bir erkek için oldukça korkağım diyebilirim. ama gerek uykumda gerek daydreaming safhalarında olsun sürekli kendimi infaz ederim. bugüne kadar yediğim kurşunun haddi hesabı yok. ve artık ölmek o kadar soğuk gelmiyor. yaşayacak bir şey kalmamış gibi geliyor bana, ölsem şikayet etmem sanırım. hislicocuk demişti "sanki pizzanın sadece kenarları kalmış gibi" diye; öyle hissediyorum.

-kendimi aşağılamaktan çekinmiyorum, ama başkası yapınca çok kızıyorum ve olmadığım biri gibi davranmaya başlıyorum.

-bunca kendine acımaya rağmen arabesk bir insan değilim, emo da değilim. ama bazı güzel sözlerin arabesk kültür tarafından çalınmasına çok kızıyorum. almışlar güzelim sözleri iğrenç melodilere mahkum etmişler. sırf bu yüzden etrafta yabancı şarkılar için "bu sözler türkçe şarkılarda olsa dinlemezsin" diyen adamlar türedi. dinlemem tabi mnkym, keman gibi bir aleti öyle şarkılara mahkum eden şarkıları neden dinleyeyim. (bundan arabeskin güzel sözlere tapu koyması şeklinde bir başlık doğabilirmiş aslında)

-yazdığım her madde hakkında sayfalarca yazı yazabilirim sanırım. ama toplasan on satır etmez. yazarım diyorum da yetenek de yok yani dediğim gibi. hep aynı terane...

-her şeyden çok çabuk sıkılıyorum. "dinlemek istemiyorum, izlemek istemiyorum, okumak istemiyorum, yemek istemiyorum. nasıl bir insana dönüştüm lan? anhedoni mi oluyor ki bu?!" insan yapacak bir şey bulamadığı zaman ne yapmalı bilmiyorum.

-gizli faşistim. ayrıca pis bir emperyalistim. artık birileri her yeri ele geçirse de kurtulsak anasını satıym. sırf sinir stress...

-inanılmaz boyutlarda dikkat dağınıklığım var.

-bunca insanı kendinden tiksindiren özelliğime rağmen arkadaşlarım beni severler, anlamıyorum. arkadaşım hiç mi analiz yeteneği, insan sarraflığı tohumu olmaz insanda? sandığınız gibi biri değilim ben... iyi değilim, sevgi dolu da değilim, bencilim.

-yapmadığım şeyler için bile utanç duyabiliyorum. bazen kendi kendime, yaşadığım bir olayı düşünürken "ulan öyle değil de böyle olsaydı ne kötü olurdu" diyerek olmayan bir olay yüzünden utanıyorum ve kendimi paralıyorum resmen.

-bu başlığı pek sevdim, arada gelip ağzıma sıçabilirim.

'bir sözlük sakini'

12 Kasım 2009 Perşembe

Omegle conversation vol.1

Omegle conversation log
2009-05-12
Connecting to server...
You're now chatting with a random stranger. Say hi!

Stranger: hi how are you

You: hi im fine
You: you
You: ?

Stranger: me too
Stranger: m f?

You: fem

Stranger: male
Stranger: from turkey
Stranger: you?

You: no
You: from spain

Stranger: age?

You: 29

Stranger: 21
Stranger: do you wanna talk:D

You: from turkey?

Stranger: yes

You: i ve been there before
You: istanbul

Stranger: why you here?

You: i was traveling

Stranger: have you married:)

You: :)
You: not yet

Stranger: perhaps you wanna talk on msn:)

You: i dont think so
You: :)

Stranger: why perhaps we will marry haa:D

You: :D

Stranger: lets give it:)

You: you r a little younger than me
You: :)

Stranger: i am football player :D
Stranger: maybe i ll come spain

You: really?

Stranger: not now maybe future:D

You: are you playing premier leauge or something i dont what you call it in turkey

Stranger: yes super leugea but i am team B

You: i know about fenerbace some

Stranger: big team:D

You: which team are you playing for
You: ?

Stranger: sakarya you cant know it

You: i never heard :)

Stranger: but nıhat played here:)
Stranger: you must know nıhat
Stranger: he is the man

You: nihat?

Stranger: yes
Stranger: el turko

You: yeah i remember
You: :)

Stranger: what is your job?

You: graphic designer

Stranger: it is cool
Stranger: i am student in university also:D
Stranger: civil engineering
Stranger: but it is so hard
Stranger: sooooo hard

You: oh thats cool too

Stranger: what you design in this days?

You: several things
You: corporate id
You: magazine ads

Stranger: :D
Stranger: describe yourself
Stranger: are you beauty:D

You: yes im beauty :)

Stranger: haha

You: 1.75 cm tall

Stranger: not bad
Stranger: i am 1.84

You: ohh
You: :)

Stranger: fit body you know:D

You: oh yeah
You: :)
You: im still fit as well
You: :)
You: im playing tennis

Stranger: oo ıt ıs cool

You: that makes me fit

Stranger: yes it buıld legs:D

You: yeah thats why i have no sellulite problem :D

Stranger: hahaha
Stranger: lets talk on msn not cam i wanna see your pic please:)

You: sorry i got to go
You: halı saha maçım var hacı
You: :D

Your conversational partner has disconnected.

you olup bu konuşmayı gerçekleştiren brada'ma çok teşekkür ediyorum , sayesinde geleceğin inşaat mühendisi , şimdilerin 2. lig topçusu arkadaşımızın ingilizce tabirleriyle beni benden almıştır , fit body you know :)

1 Kasım 2009 Pazar

Şarkılarımızı Yalnız Bırakın

Geçen ay Seda Sayan’ın sunduğu Susma isimli programda, stüdyoda yer alan özel dedektifin kabul etmemesine rağmen adını anmak bile istemediğim şahsın işlediği o korkunç cinayet satanizme bağlandı. Metal konserlerinin gösterildiği ve kim oldukları belli olmayan kiralık aktörlerin metal’i hedef gösteren demeçlerinin verildiği bir VTR de hazırlanmıştı. Bu cinayette bir müzik türünü ya da satanizm gibi marjinal bir inancı çağrıştıracak en ufak bir şey olmadığı halde bu VTR’yi döndürüp döndürüp durdular. Aynı günlerde Kanal 1’de “Kelime Oyunu” isimli bir yarışma... Soru şu: “Uzun saç ve siyah tişörtle özdeşleştirilen mistik inanç nedir?”. Yanıt ise: “Satanizm”! Güya yarışmacıların Türkçe bilgisini sınayan, bilimsel olduğunu iddia eden yarışmada sorulan bu soru bile medyanın halkımız üzerinde nasıl bir önyargı yarattığının bir kanıtı gibi.

Bu önyargıyı 1998’de inşa etmeye başladılar. Alman Lisesi’nde okuyan iki genç intihar etmiş, intihar etmeden önce de duvara “We Don’t Belong Here” yazmışlardı. Bu mısralar satanizmle uzaktan yakından alakası olmayan alternatif rock grubu Radiohead’in çaresiz bir aşkı anlattığı ‘Creep’ şarkısına aitti. Gençleri intihara sürükleyen şey müzik olamazdı, üstelik dinledikleri müzik de heavy metal değildi ama basın bu olaydan yola çıkarak suni bir “öcü” yaratmaya niyetlenmişti bir kere. Kurdukları korku imparatorluğu ne kadar ürkütücü olursa, o kadar rant elde edebilirlerdi. O yüzden genç yaşta birlikte hayatlarını sona erdiren iki gencin dramını anlamayı denemediler bile. Bu bir aşk intiharı olabilirdi, bu Türkiye’deki eğitim sisteminin gençler üzerinde yarattığı baskıdan kaynaklanıyor olabilirdi ama bunlar hiçbir zaman araştırılmadı. Bunun yerine “satanizm ve heavy metal” diye garip bir ikili yaratıp onun üzerinden tirajlarına tiraj, ratinglerine rating kattılar. Onlar açısından her şey iyiydi, yeni bir kaynak bulmuşlardı ve bunu sonuna kadar sömürmeye hazırdılar.

1998 ile 1999 arasında bir sene boyunca sürekli yalan dolan haberlerle medya “satanizm”i popüler bir meta haline getirdi. Kedilerin kesildiği, 3. sınıf Hollywood filmlerinden apartma ayinlerin yapıldığı, yurtdışındaki sözlük karşılığıyla çelişen grotesk bir “şey” uydurmuşlardı. Gizliden gizliye yapılan bu satanizm reklamı bir sene sonra 1999’de korkunç bir cinayetle meyvesini verdi. Derken üçüncü dünya ülkelerinde bile görülmeyen, ortaçağdaki cadı avlarına benzeyen, hatta toplu olduğu düşünülürse ondan daha barbarca bir hal alan “av sezonu” başladı. İnsanlar sadece siyah tişörtlü ve uzun saçlı olduklarından dolayı tutuklandılar, gecelerce nezarette alıkoyuldular. Ana haber bültenlerinde, haber programlarında, kısacası her yerde “uzun saçlılar satanisttir” önyargısını körükleyecek yayınlar yapıldı, hem de hiç beklemediğimiz demokrat ve aydın televizyon adamları tarafından! Rating ve tiraj onların da gözlerini kör etmişti. O günden beri de ara ara bu konuyu temcit pilavı gibi önümüze sunmaya devam ediyorlar.

Hepimizin üzülerek takip ettiği bu olayların bu müzikle, bu müziğin içerdiği herhangi bir fikirle örtüşmediğini az biraz kitap okumuş, az biraz genel kültür edinmiş herkesin çok iyi bildiğini düşünüyoruz. Filmlerdeki, şarkılardaki, kitaplardaki şeytanların, canavarların, vampirlerin kimseye zararı olmadığını herkes bilir. Esas kötüler para için, güç için, rating ve tiraj için bu hayattaki en güzel şeyi, müziği ve sanatı suçlayanlardır. Onlar özgürlüğünüzü, hayal gücünüzü, düşüncelerinizi çalar, elde ettikleri ganimetten kendilerine servet yaparlar. Artık buna bir dur demek lazım. Şarkılarımızda “şeytan”ı arayacağınıza kafanızı kaldırıp etrafınıza bakın. Şeytani bir şey arıyorsanız daha fazla kâr yapmak için eksik çimento kullanıp binlerce insanımızın ölümüne yol açan, dere yatağına imar planı yapan, halkı felakete karşı uyarmayan, sel felaketi geliyorum derken işçilerini malzeme taşıma amacıyla kullanılan araçların bagajına tıkan zihniyette arayın biraz da… Şarkılarımızı yalnız bırakın…



~Doğu Yücel