21 Ocak 2013 Pazartesi

FAV'a İnanma FAV'sız Kalma




Merhaba gönül dostları. Bugün sizlerle FAV konuşacağız. 
Twitter'larımızda sıklıkla kullandığımız bu fasilite bu bilok yazımda detaylıca irdelenecektir. Umarım dediğimi anlayıp yapısal olarak parçalanırsınız.

Şimdi burada Twitter'ı tanımlayacak değilim. Bu, siz sevgili okurlara hakaret olur............... Gerek başlık olsun, gerekse header fotoğrafındaki söz olsun hep sizler için kelime oyunlu cin laflar seçtim. Bu da yetmedi yok Bilbo Baggins'in yazı karakterini uygula bilmemne bıdı bıdı. Siz kıymet verdiğimi bilin nolur :(

MÜHİM NOT: Bu bilok yazısı "RETWEET TUŞU YOKKEN BİZ TWITTER KULLANIYODUK YAE" cümlesini sıkça kuran Twitter dingillerine armağanımdır. İçimden böyle geldi. TŞK ^_^

Kaç çeşit FAV olduğunu belirlemedim. Şu an aklıma ne geliyorsa yardıracağım. Hazırsak başlıyorum:

  • SONRA BAKARIM FAV'I: Malum, çoğumuz mobilizeyiz. İnternet paketi problem, o problem değilse cihaz şarjı problem, o da değilse büyük büyük laptop ekranlarına alışıp uzun yazıyı cep telefonu ekranından okumak istemeyiş, sözkonusu tweet'teki videoyu daha büyük daha detaylı izlemek isteyiş, toptantı/ders/toplu taşıma/nsfw gibi şeyler sonucu web ortamında incelemek üzere FAV'a atma durumu. Kendi adıma konuşmam gerekirse bunların pek azına geri dönüyorum. Unutmuyorum fakat zaman da ayırmıyorum. YALAN YOK..

  • TWEET'İNİ BEĞENDİM AMA RETWEET EDESİM YOK FAV'I: Yan başlık kendini yeterince tanımladığından lafı daha fazla uzatmak anlamsız geliyor. Birkaç şirin görselle sizleri başbaşa bırakıyorum:

  • FAV BACK FAV'I: Türkçesi; "O BENİ HEP FAV'LIYOR, BEN DE ONU FAV'LAYAYIM." Bir nevi iade-i ziyaret. Böyle insandan zarar gelmez. Lakin ki bu güruhun bir altkümesi var ki amaç iade-i ziyaret değil KARŞI TARAFIN GAZINI ALMAK olup FAV ettikleri tweet'leri sonra UNFAV edip dangalak dangalak davranmak. Lan pezevengin evladı HİÇ Mİ ÜŞENMİYON? Bİ BARDAK SU İSTESEK VERMEZSİN, BİR DE FAV'LADIĞIN TWEET'İ 2 GÜN SONRA FAV'DAN ÇIKARIYORSUN. Yemin ediyorum bu güruhtan tacizci de çıkar, katil de çıkar sapık da çıkar. Bu nasıl bir içten pazarlık arkadaş? Bak yine sinirlendim. Allan ezoları.

  • FARK EDİLMEK İSTİYORUM FAV'I: "Ben onu takip ediyorum o da beni etsin" mantığına sığınarak retweet'in yanında FAV'a almak olayıdır. Şimdi retweet etse takipçileri gidebilir bıdı bıdı bir sürü iş. FAV temiz. AT FAV'A ;;);););););))

  • "FAV'A ÇÖK" FAV'I: "X diyenler FAV" gibi şablonlaştırılabilecek tweet'i FAV'lama durumu. Bazen birbirinden alakalı ya da alakasız 2 ayrı cümle ile "X diyenler FAV, Y diyenler RT" gibi bir kalıbı da mevcuttur. BENCE ÇOK EĞLENCELİ. %99 FAV'LARIM.

  • "GÜN GELİR ALEHİNE KULLANIRIM" FAV'I: Başta maç sonucu tahminleri olmak üzere, transfer olsun sonuç olarak genelde sporcu şeylerle alakalı insanlar aşka gelerek yazdıkları, ahkam keserken kendilerini kaybettikleri tweet'lerdir. Sonrası pişmanlık sşlkfşsldkgşlsdkg. Dün bir tanesiyle karşılaştım, şuraya tweet'i, alta da görseli bırakıyorum:
  • "AYNI FİKİRDEYİM" FAV'I: "Çok doğru yazmışsın ama rt etmek istemiyorum. 'Aynen katılıyorum...........................' gibi bir meyşınlan cevap vermek de anlamsız geliyor" düşüncesiyle FAV'lama olayı. Sıkça yapıyor, yapılıyor ve yapısal olarak parçaşskdşsklfsşdlfs. 

  • HAYIR DUASI FAV'I: Bunun adını bugün koydum. "Aynı Fikirdeyim FAV'ı" başlığında incelemek istemedim ama mantalite aynı. "Hakkımızda hayırlısı, inş cnm ya" kalıplarının geçtiği tweet'leri FAV'larsanız bu benim nazarımda HAYIR DUASI FAV'ıdır. Çok değerli ve tatlıdır ^_^

  • KONUŞMA BİTİRME FAV'I: Bitmek bilmeyen reply'lere mention'lara ARTIK BİR DUR demek için kibarca (acaba) FAV'lama hareketidir. Diyalog bitirme FAV'ı olarak da adlandırılabilir ama 3-4 kişi konuşuluyor çoğu zaman. "Diyalog" ile sınırlandırmak istemedim................ AZ SONRA KONUŞMA BİTİRME FAV'I GELECEK EKİEKİEKİ" gibi gevezelik yaparak sıklıkla andığım bir FAV çeşidi olup ara sıra bazı bazı bana karşı da kullanılan bir enstantenedir................. (Oya slm cnm ^_^)

Oya iyili ve sevdiğimli bir tibit arkadaşımdır. Yukarıdaki tweet'ini büyük bir fırsatçılıkla FAV'ladıktan, Oya'yı çirkince tezgaha getirdikten sonra tabi ki gönlünü aldım. Ben kırıcı bir insan olamam çocuklar.............

  • DOKUNMATİK EKRANA ALIŞAMAMA KAYNAKLI FAV: Aslında daha çok Facebook'ta istemeden like etme (beğenme) olayı olarak vuku bulan dokunmatik ekran azizliği. Mağdurların bazısı "aman ya boşver" dese de bazısının içi helva karar. Bir endişe bir heyecan. Sanki Fav şeysine değil de dünyayı yok etme kırmızı düğmesine bastı. Maybaş. Bu tip durumlarda çok heyecanlananlar ise anında UNFAV ederler ki 2 saniyelik FAV'dan anlarsınız ki dokunmatik ekranı kullanmayı beceremiyor. İşin yoksa bu elemanı stalk et. BOL MALZEMOS ;;);;)););  (Viral yaptım olmuş mu?)

  • "MENTION'INI OKUDUM AMA CEVAP VERMEYE TENEZZÜL ETMİYORUM" FAV'I: Nerede tıynetsiz insan var, aha bu gürhuna soluksuz dahil ediniz. Bunlara sinir bile olamıyorum gönül dostları inanır mısınız? Gün gelir Twitter'larımızda popi olursanız, takipçi sayınız artarsa (kime göre?) hemen menşıra başlar bu kanı bozuklar. Popi olmazsanız paso mesaj, dm, pm. Bunları dm aracılığıyla gazlamanız, üstü kapalı kapalı konuşup coşmalarını sağlamanız ve bol bol ekran görüntüsü almanız tavsiye olunur. Canımlar ya. 

  • NE İDÜĞÜ BELİRSİZ FAV: Facebook'ta her paylaşımı like etmek için nöbet tutan güruhun Twitter uzantısının sorumlusu olduğunu düşündüğüm eylem. Twitter'daki retweet hesapları gibi bu kişilerin hesapları da adeta FAV hesabıdır. Belki de bottur. Belli bir konudaki tweetleri değil konu ayırmaksızın FAV ederler. Zararları var mı? Tabi ki yok. Fakat insan bir sabreder iki sabreder üçüncü de bünyeyi bir merak sarar..

Bol FAV'lı günler diliyorum 

11 Ocak 2013 Cuma

Christian Louboutin Spring/Summer 2013: Gel Sen Benim Ol, Gitsen Hüzündür

Christian'cığım yeni kreasyonlar hazırlıyor, ben sallamıyorum. Sonra da 3-5 gün arayla hepsini yazmaya çalışıyorum. Hem sallamıyorum hem hepsini yazmaya çalışıyorum. Çelişmekte dünya markası ettin beni zalım Christian. Hayın adam. Fakat bu sefer geciktirmeden Christian Louboutin Spring/Summer 2013 eyyorlamamı sizlere sunacağım. Bu defa Fall/Winter 2012 gibi 10 punto büyüklüğünde bir yazı 12 sayfa postla karşılaşmanızı ben de istemiyorum. Çabalayacağım. Kendimi de savunduğuma göre yazıya başlıyorum:


100 mm topuğa sahip olan Paulina uzun burnuyla iticilik alanında yarışıyor. Hayır biraz daha yuvarlatsan onun ucunu, eline mi yapışır ey tasarımcı? Christian Louboutin'ın "nude" olarak adlandırdığı renkte olan pabucumuz şeffaf bir biye, onun üzerine de siyah deri biyeye sahip. Fiyatı ise $ 695. Bedava olsa giyerim kategorimin ilk elemanı. Hoşgeldin dünyama. 

Cachottiere de 100 mm topuğa sahip. Burnu kapalı olsaydı kesin uzun burunlu olurdu ucuz kurtulmuş. Bana kalırsa çok da müthiş bir model olmasa da kötünün iyisi kategorimde yer buldu. Arkadan fermuarlı oluşunun kendisine puan kazandırdığını söylemeden geçemeyeceğim. Fiyatı ise $ 995. Param olsa alırım. 

Diptic hakikaten güzel bir pabuç. Siyahı da var bunun ama siyah ayakkabı, siyah biye ve siyah bilek atkısı kendisini çok belli etmediğinden "nude" rengi blogumu süsledi. Biye dediğim de şu ince şeritler. "Biye ne  amk?" diyenlere selam eder, pabuca tabip olduğumu sizlere bildirmekten asla çekinmem. Fiyatı $ 995.



Sizler için kombin yaptım amk. Bugün Ne Giysem'e katılın da kullanın. Beğenmezlerse hemen benim adımı veriyorsunuz çekinmeden. Zaten onlar da Louboutin sevdikleri için, pek bir problem yaşayacağınızı sanmıyorum. Bir de alengirli yaptım aynı hizaya koymadım pabuçları. HİZALAYAMADIN DİYENLER OÇ. Daha durun, Bugün Ne Giysem'e giydirmelerim bitmedi. 40 yıllık nar çiçeği denilen koyu kırmızı gibi rengi "Mercan Rengi" diye bir şey ettiler. Herkesin dilinde. Fakat gönül dostları, biz NAR ÇİÇEĞİ diyeceğiz. ÖLMEK VAR, DÖNMEK YOK......... Soldaki NAR ÇİÇEĞİ pabucumuzun adı  Fifi Spikes. 100 mm topluğa sahip bu pabuç Christian Louboutin'ın meşhur spike'larıyla bezenmiş (bak bak "bezenmişmiş" dfşlkdşlskşl) Bu pabuç spikes sahibi olmasa çok da çekici bir pabuç olmaz, bu kısım kesin. Son zamanlarda zımba ve spikes olayının boku çıkmış olsa da spikes benim için -kırmızı taban kadar olmasa da- Louboutin simgesidir. Tartışmam. Pabucumuzun fiyatı $ 1195. Pabuca takım el çantası Pigalle Spikes Clutch'ın fiyatı ise $ 995. Vallahi bana sorarsanız çantaya 995 dolar vereceğime bir çift daha Louboutin pabuç alırım. NASIL DA FAKİR DÜŞÜNÜYORUM YA RAB DUY SESİMİ. 

Soldaki pabuç ise klasik koleksiyondan Daffodile. 160 mm topuk, 60 mm platforma sahip. Bu sezona ait değil yani, sadece rengi değiştirilip klasikler köşesinde yerini almış. Ben Daffodile konusunda hep kararsızım aslında. Güzel mi çirkin mi yıllardır karar verebilmiş değilim. Allah başla elem keder vermesin bana şdslfksşldfks. Fakat bu renk Daffodile çok cici olmuş. 1075 dolar da alıcı buluyormuş. Aynı olmasa da benzer renkteki çanta Mini Loubi Lula Clutch ise 895 dolar ve aşırı kibar. Canım ♥ 



Bir çirkin bir de güzel koydum. Soldaki Aynı Daffodile ölçülerinde bir pabuç, biraz dekoltelenmiş. Adı da Zoulou olmuş. Çanta ise Riviera clutch. Neden durmadan clutch clutch yazıyorsam sdlfjsdkfjdl. Fiyatlar sırasıyla $ 2095 ve $ 2795. Hayvan gibi pahalı olmalarının sebebi piton derisinden imal edilmeleri. Beleş verseler giymem amk bu ne? Çık dışarı, çık. 

Uçuk pembe, güzeller güzeli spikes Pigalle Spikes sadece spike'sız olarak SS'12'de karşımıza çıkmıştı. (Az önce yine eyyorlamıştım ama bu rengini görmezden gelemedim. Çaktırmayın ;));;)););;) Bu burun tarzının fazla Manolo Blahnik olduğunu söylemiştim VE HALA SÖZLERİMİN ARKASINDAYIM. Fakat bu renk beni cezbediyor sanırım. Bir de spikes. Hemen yumuşuyom :( Neyse, 120 mm topuğuyla Pigalle Spikes'ın fiyatı $ 1195, aynı renk sevimli, fiyonk biçimimsi kibar çanta Sweety Charity ise $ 1295. 


İyi ki özet geçecektim ha. Neyse ya fotoğraflara bakıp bakıp geçersiniz siz de :( Gelelim SS'13'in Flo ve Flo Sling'inde. Yine her markada olan modeller kategorisinde bir model. Diğer modeller varken pek gözüm görmez açıkçası. Hediye etseler kabul ederim ama................. Topuk yüksekliği 120 mm, fiyat 845 dolar. 

June isimli çirkinler kraliçesinin tek güzel yanı rengi. O uzun burnu ise Christian'ın gözüne sokma isteğiyle yanıp tutuştuğumu bilin istiyorum. Hayır, yuvarlat o burnu ya, eline mi yapışır? 100 mm topuğuyla June 725 dolar. Hediye etseler mağazaya geri gider, June'u değiştirmek için taklalar atar ve nice güvercini kendime hayran bırakırdım....................... 



Yine "burun burun" diye bik bik ötmek istemiyorum ama V Neck'in tek sakil tarafı burnu değil. Yani içime sinmeyen bir şey var, dilimin ucunda fakat kelimelere dökemiyorum dostlar.............. Çift kemer olmamış. Onu teke indirmek lazım. Rengi çok güzel 5 kuruş fazla olsun kırmızı olsun amk. 120 mm topuğu olan ilk pabucumuzun fiyatı ise 725 dölar. Giyip bi bakmam lazım nyse meşglm snrm .s.s

Fifi Spikes yine spike'larıyla gözüme giren bir pabuç. Şu an için konuşuyorum bedava verseler giyerim, alıp almayacağım sorulsa TAKSİTE BAĞLAMAYI DÜŞÜNÜRÜM. YALAN YOK............ 100 mm topuğu olan fifi 1195 dolar. 12 aya bölsem 99.583 (3 devir ediyor). 100 dolar diyelim biz ona. Makul gibi gözüküyor. Geçenlerde de Lamborghini'yi taksite böldürdüm çocuklar, GÜNLÜK 2000 liraya alabilirim. 1 senede araba benim................... Para yönetimi benden sorulur.

Ever'ı sakiller kraliçesi ilan ettim. 80'lerden fırlamış gibi. 80'ler kötüdür demiyorum, ama Ever gerçekten kötü. Yine "burnu kötü" diyeceğim ama haklıyım yani. Bu uzun burunluları tasarlayan tasarımcının burnu uzun ve çirkin değilse ben de bir şey bilmiyorum. 100 mm topuğa sahip ever 625 dolar. Ucuzmuş zatan ıyk.


Cataclou son dönemin zımba ıvır zıvırdan nasibini almış bir pabuç. Dolgu topuk sevmem, hasır topuk sevmem, hasır ve dolgu topuk üzerine tartışmam bile. Ama hasırlı halatımsı kısmı o kadar çirkin ki gözüm dolgu topuğu görmüyor Cataclou'da. YANİ BANA BUNU ALIRSANIZ DOLAP BEKLER. Ne başkasına vermeye kıyarım, ne giymek için kendime kıyarım. 140 mm topuk, 40 mm platforma sahip pabucumuz 695 dolar. Bu da ucuz yani..............

Jimmynetta, "Aman çocuğum karda kışta ne topuğu, kaymayacak bir şey olsun, ama çok da düz olmasın" diğer annelerimiz için tasarlanmış bir bot sanırım. AKSİNİ DÜŞÜNMEM. Anneme sordum, püskülünü fazla ve uzun buldu, "karda da kayar" dedi, haberiniz olsun. 70 mm topuğa sahip bu pabucun fiyatı 1195 dolar. Bunu alacağına Fifi Spikes al Pigalle Spikes al. Aynı para.....................

Pitou da beni keşmekeşlerde bırakan bir model. Güzel desem değil, çirkin desem değil. Fazlaca muğlak. Platformu da tahtamsı bir doku ya, bak yine tansiyonum 2'lere 3'lere düştü. AMA BENDE OLSA ARADA BİR GİYERİM. OLMADI EV AYAKKABISI YAPARIM............. 150 mm topuk, -tahminimce- 50 mm platforma sahip Pitou 1095 dolar.


Arnold renkleri kötü seçilmiş bir ayakkabı. Burnu kapalı olmadığı için çift kemer göze batmıyor. En azından V Neck'ten daha şanslı. Fakat bir kemer mavi, diğeri siyah. Bantlardan biri kırmızı biri siyah, topuk bölgesi Piton derisi. Özetle: DELİ KIZIN ÇEYİZİ. Bir pabuçta en fazla 2, bilemedin 3 farklı renk kullanacaksın. Desen konusuna girmiyorum bile. Zaten kürkmüş piton derisiymiş çok karşıyım. Ciddili. Bak sizlere söz veriyorum, Louboutin koleksiyonumda hiç kürklü ve pitonlu timsahlı derili pabuçlar olmayacak. Neyse, bunlar şimdi konuşulacak konular değil zira bir Louboutin koleksiyonum YOK. 100 mm topuğa sahip Arnold 895 dolar. Piton derisi bile +1000 $ olmasını sağlayamamış. Enteresan.......................

Vildo'yu hepimiz ibret alalım diye koydum. Daha önce söyledim, yine söylüyorum ve her zaman söyleyeceğim: SEN CHRISTIAN LOUBOUTIN'SIN. TOPUKSUZ PABUÇ YAPMA. Bu tonda turuncuyu çok severim -Christian bu turuncuya "flame" diyor- ama Vildo sen iğrenç bir pisliksin. Sana 625 dolar veren insanların ataları Rönensas'tan önce Avrupa'da psikolojik sorunlara sahip oldukları için "içine şeytan girdi" yaftası yiyip diri diri yakılan insanlar olmalı. BAŞKA MANTIKLI AÇIKLAMASI YOK, OLAMAZ.

Belbride pek kibar bir pabuç. Çok şık. Tek eksik yanı, tabanının yine tahtamsı ahşabımsı bir görünümle üretilmiş olması. BE MÜBAREK, YAP O TABANI DÜZ BİR RENK. Vallahi şakaklarım güm güm atıyor ağrıdan. Neyse ya girince belli olmaz ahşap kısmı. ALIYORUM.................................... 100 mm topuğa sahip Belbride 695 dolar. Ay uygunmuş da fiyatı ^_^


Koleksiyonu inceleyip "SENİ KENDİME SAKLADIM" kategorimde yerini bulan pabuçlarda sıra.
Dufoura çok garip bir ayakkabı. Pembe PVC'siyle çok tatlı değil mi ya? Bence tatlı. Rekleri falan da pek güzel tam güzel. 140 mm topuk, 40 mm platform 1095 dolar. BUNU BANA ALALIM...........

Guerilla çok şık bir şey değil mi ya? İnsan giymeye kıyamaz. Kahverengisi falan da mevcut ki o da en az siyahı kadar güzel. Hangi rengi olursa olsun istiyorum diyemiyorum, HEPSİ GELSİN KABULÜM diyorum. 120 mm topuğuyla Guerilla Spikes 1995 dolar. SANA DEĞER....................................

Lady Peep aslında bir Christian Louboutin klasiği. Fakat bu sezon "Seni Kendime Sakladım" kategorimde 2 pabuç olunca içim ezildi. 3.'yü de bu sezon farklı renkte üretilmiş Lady Peep'i koydum. BENİMKİSİ VİCDAN HESAPLAŞMASI......... Sanırım hepsinden vazgeçerim Lady Peep'ten geçemem. Her rengi, her deseni ayrı ayrı aklımda. İşe gireyim de ilk alacağım pabuç bu olacak gönül dostları. Bende o kadar yeri ayrı yani. 

2013'ün ilk postunu bitirdiniz. Tebrik ederim. Yerler çok buz aman vallahi düşer şaşarsınız dikkat edin, sıkı giyinin. Fall/Winter 2013 koleksiyonunda görüşmek üzere ^_^



27 Aralık 2012 Perşembe

Christian Louboutin Fall/Winter 2012: Konumuz Yasak İhlali

Merhaba gönül dostları. 
Yine aylardır bir türlü bitirmeyi başaramadığım bir koleksiyonla daha karşınızda olmanın hafif gururlu fakat çokça utançlı durumu içerisindeyim. Hatta Spring/Summer 2013'nin de görücüye çıktığını ve bu postun katmerli geciktiği gerçeğiyle de yüzleştim. (Fonda Kayahan: Atın beni denizlere tıırıınım)

Az önce Demir-Çelik Metalurjisi sınavından çıktım. Çelik üretiminden, indüksiyondan, cüruf köpürtülürse ne olurdan bahsettim. Şimdi de Christian Louboutin'ı eleştireceğim. Evet sevgili okur; Gizem Tokay olarak hayata devam etmek oldukça enteresan............... 
Hazırsak başlıyorum;



  • Nispeten güzel modellerden başlayayım istiyorum her zamanki gibi. Sonra sıçış kısmını irdeler, kapanışta da yine "güzeller içinden bir seni seçtim" diye türkü yakarım. Col Zippe adı verilmiş bu pabucumuz benim gözüme hoş gözüktü. Ucu açık pabuç hep tehlikeli ama artık ona da laf söylersem iyice mendebur olacağım. Adım çıktı bu Louboutin yüzünden ya alçak adam. Neyse, 120 mm topuğa sahip pabucumuzun fiyatı € 795.
  • Nispeten güzel değil onun bir kademe altı olan Mrs Baba isimli pabucun burnu çirkin. Sivri burunlu kokoş hatunlara benziyor. Yanındaki de gül mü bir şey mi nedir ya? Yazdıkça gözüme batar oldu bak görüyor musun? Topuk 100 mm, fiyat € 925. Kuruş vermem. 
  • Al sana burun ya. Hokka gibi. Ayakkabı dediğin böyle olacak. Bir renk atraksiyonları bir şeritler. Aman da aman. Alın da giyeyim be şdsklfşldsfkl. Arnoeud Veau Velours isimli pabuç olmuş. Sırf benim bunum yok diye bok atacak değilim. Topuğu 100  mm. Kaç para bilmiyorum. Bilmek de istemiyorum..............................................
  • Bu tip sık sık şeritli pabucu hangi marka yapsa beğeneni çıkar. Püsür götlü, zora gelemeyen firmaların kurtarıcı modeli olan bu pabuca Christian'cığım Developpa demiş, 100 mm  topuk yapmış ve "€ 875 veren bunu alır" demiş. Aman bize nasip olur inşallah..



  • Gelelim gudubetten 1 adım öncesi modellerine. Miss Zorra diye başlayan ve adının devamını yazmaya üşendiğim pabuç olmasa da olurmuş. Haksız mıyım? Bu rengi de pek severim ama. Fakat dürüst olmak gerekirse kendisinin hiçbir albenisi yok. Bu 3'lüyü aylar önce yan yana getirmiştim. Şimdi olsa uğraşmazdım sevgili okurcum. Yalan yok..
  • Bu sezonun en belirgin tarafı birkaç rengin birarada kullanılması olmuş ki Citoyenne de bundan nasibini almış. Burnu şahsımdan geçer not alan pabucumuzun çapraz şeritleri de gayet hoş. Zaten ayakkabı tasarımcısı mısın ve kaçış yolu mu arıyorsun? Koy 2 ince şerit sağlı sollu. Bitti gitti. 100 mm topuğa sahip ve kendisine biçilen fiyat 495 pound. Bye.
  • Eh Christian. Eh kırmızı tabanına, ayak, ayakkabı, topuk, ayakla parmak başlangıcı çizgileri fetişikliğine yandımın deyyusu bu ne? BUNU GÖREN LOHUSANIN SÜTÜ KESİLDİ. Bu günahın hesabını artık nasıl verirsin bilmiyorum. Anita isimli gudubetten bahsetmek istemiyorum. Ayrıca bu ayakkabıya € 850 verenin poposunda çıban çıkar umarım.


  • Buyrun cenaze namazına. Lady GaGa'nın Bad Romance'te giydiği rahmetli Alexander McQueen imzalı pabuçlara benzememiş mi ya bu Survie? Sen git YSL'e kırmızı taban yüzünden dava aç, sonra ölmüş adamın tasarımlarından arak et. Yakışmadı...................................... 
  • Diplonana balık pulu gibi haliyle çok beğenimi kazandı. Bir gudubet bir güzel model görmekten şu an aptala döndüm. Kulaklarım von von ötüyor. 120 mm topuğuyla pek şık, pek zarif. Seni bana yazmışlar diyor, diğer pabuca geçiyorum.
  • Bakın, Manon da 120 mm topuğa sahip ama Diplonana'daki zerafet yok. Neden? Çünkü topuğu kalın. Hele o atkı detayları. Deliye osur demişsin sıçmış. 
  • Christian Louboutin'in ünlü bir pabucu vardır, BİLEN BİLİR. Dafodille... 160 mm topuk, 60 mm de platformu vardır. Equestria da aynı mantık. İşte Dafodille'yi uzat yukarı doğru, oldu sana Equestria. Ama enteresan bir biçimde bu kalın tabanı kaba durmuyor. Sanırım bot olduğundan. Tam topuk kısmı ise metal. Uu beybi ^_^


  • Marychal Pony, tam da isiminin hakkını veriyor. Yakından baktım at kılı gibi bir dokusu var dsşlfkdsşlfkds. (Hayvanseverler tarafından linç edilmeden önce, Sakarya 2012). 100 mm topuğu olan pabucumuz "eh fena değil" rozetini benden aldı. 
  • Shameless Veau Velours isimli çirkini sırf Equestria'la karşılaştırma yapabileyim diye buralara taşıdım. O ne kadar da hoştu. Topuğunu taşımayı biliyordu. Ve sonra korkunç büyücü Shameless Veau Velours vardı, o kötüydü... 160 mm topuk, 60 mm platformla adeta "at beni kafalar yarayım". Diyor. Olmamış. Öndeki açıklık falan ay.... [Insert: Uzun hava]
  • Gelelim Christian Louboutin'in bunca berbat pabuçtan sonra gönlümü almak için piyasaya çıkardığını düşündüğüm pabuçlardan birisi olan Dugueclina isimli yeme. 100 mm topuğa sahip bu pabucu ben çok beğendim. Bir çay içmek istiyorum..............................



  • Gelelim "Bunlara laf söyletmem" kısmındaki imtiyazlılarıma. Aborina zilyon çeşit rengi olan, derisi bilmemnesi de mevcut, taş gibi bir pabuç. 150 mm topuk, 50 mm platformu bu model de götürmüş. Buradan sür Christian zililililililililililili.
  • Fall / Winter 2012 de en beğendiğim pabuç kesinlikle Bandra. 140 mm topuk, 40 mm platform  Christian Louboutin'ın nadir kullandığı ölçüler. Sanırım iyi pabuçlar için bu ölçüleri saklıyor. Tamam ya ben öyle olduğunu düşünmek istiyorum ne var? Aborina gibi Bandra'nın da birçok rengi mevcut. Herhangi biri kabulüm diyor ve fona "Bandra bandra ye beni hiç doyamazsın tadıma"yı iliştiriyorum.
  • Sanırım her sağlıklı kadın gibi ne kurdeleden ne de satenden asla vazgeçemeyeceğim. En iyisi durumu kabul ediyormuş gibi yapmak. 100 mm topuğa sahip soldan 3. sağdan 2. Vampanodo platformsuz bir model. Çoğu zaman bana sanki yere basıyormuş hissi veriyor bu tip pabuçlar ama Vampanodo da vampanodo hani (bu ne demekse). Alıyorum.....
  • Vampanodo platforma bürününce daha bir şık olmamış mı gönül dostları? Biraz daha yükselmiş, hala şık, hala çekici. Papatya gibi beyaz ve ince. Yine üzerine hikaye yazdığım 140 mm topuk - 40 mm platform olayı burada da karşımıza çıkıyor. Hikayemi artık kabullenelim bence..



I.  Çizmeleri atlamak istemedim ama onlar da zilyon taneymiş. Aralardan seçmece ettim yüksek müsadenizle. Interlopa da Dafodille çıkışlı bir model. Fakat arkasında püsküllerle gayet KİŞNİYOR. Yoksa çok hoş çizme, Allah'ı var.

II. Bandita, tıpkı Interlopa gibi. Menşei belli. Fakat kendisi tam bir stripper shoe. Hayır böyle pabucun içine çorap giymeden olmaz, ayyy kokar bu .s.s File çorap giysen misal, tam striptizci olayını tamamlarsın. Nasıl sakat ayakkabı bildiğin gibi değil. Neyse kalsın ben başka yerlere de bakayım, karar veremezsem tekrar gelirim. Kolay gelsiiiiiğn.

III. Zepita Fur isimli bu yaratık benim için Chewbacca'dır. Nokta bitti. Arkadaş ugg'ınızı evde giyin dedik, güzellikle söyledik. İyice azdınız ugg'ın tüylü tozluk geçirilmiş mutasyonlu modellerini giyer oldunuz. Christian Louboutin bu durur mu, hemen karıya kıza yaranayım diye basmış tüyü, dolamış kürkü. Bu ne ya? Louboutin diyince akla kırmızı taban, ince topuk ve zerafet gelmeli. Yazıklar olsun. Diyecek lafım kalmadı. Sözün bittiği yerdeyiz...............................

IV. Dartata, Mahmutpaşa Pazarı'ndan fırlama bir model gibi adeta. Sevgili okur, iyi bak. Bu çizmeden daha ucuz görünümlü ama çok pahalı bir pabuç daha göremezsin hayatının geri kalanında. Çok yazık.

V. Gönlümün kaydığı gereksiz zalımlar, hayınlar gibisi Pigalle Botta Strass................ "Aman bu ne be taşlı tuşlu" desem de "Olsa giymez misin?" * deseniz, giyerim derim............... 

VI. Beatriche Flat, son zamanların popi çizmelerine benziyor. Hani kısmen daha kısa, diz arkasına gelen kısmında bir ip, bir urgan bir fiyonkla bağlanan modeller var ya. İşte onlara benziyor. ONLARDAN DA AYRI NEFRET EDİYORUM. Bu da "lütfen" bir model olarak tarihin tozlu sayfalarına karışsın mademse.

VII. Zepita adeta gencecik bir kız. Adeta bir yavru ceylan. Dolgu topuğa karşı 2,3 hatta 4 kez düşünürüm ama bunu görmem yetti ^_^




Yemin ediyorum şu kreasyonun kataloğunu yapanlar ben kadar uğraşmamışlardır. Arkadaş bereket Tanrılar'ıyla mı cima etmişler ne olmuş? Yaz yaz bitmedi modeller tükenmedi. Geçici kör oldum şu an ezberden yazıyorum. Hatam olursa affola.

Hemen özet geçiyorum: Topuk kısmı tüylü modellerin genel adı Crazy Fur olup zilyon reng çeşidi ile salınmakta. Tüylü terliklerin ayakkabı olmuş versiyonları gibiler. Christian'cığım yine fanteziden fanteziye koşmuş anlayacağımız..

Leopar desenli (Aeronotoc) ve masa örtüsü kıvamındaki pabucun tip olarak aynı desen olarak farklıları yukarılarda bir yerlerde mevcut. Yorgunlukla ve tabi ki geçici körlükle böyle bir yamuklu çaprazlı görsel hazırladım. Farklılık için de onları koydum. En azından dürüstüm.

Mavi erkek pabucu ise tam bir sonradan görme rap'çi şldfksdşlkfs. Altın rengi zincirler falan. Tamam Christian'cım tüm kadınlar (güzel ayaklar) senin. Ne olur görgüsüz adamları rezil etmekten artık vazgeç. Rakip azaltacağım derken milleti rezil ettin deyyus şldskfsşdlksşdl. Adını da Roy Calf koymuş. Bilinsin yani.

Görselin merkezindeki Zigouwi Calf (kahverengi) ve hemen solundaki şeffaflı pvc'li Epoca sizi bilmem ama benim beğenimi kazandı. Yani görselde rastgele bulunmayan pabuçlar onlar. 

Yaradan bir kapıyı kapattı, bir kapıyı açtı bu çizme için. Boş kalan yere de çizmelerin yanına sığdıramayıp elediğim, ama burada yine hayat bulan Pouliche isimli yine KİŞNEMEKTE OLAN çizmeyi koydum. Bu demek oluyor ki her zaman bir umut vardır çocuklar, her zaman.

Sadece görsellere bakmayıp yazıları da okursunuz belki. Bunun için de bir umut var. Pek yakında Spring / Summer 2013'i de yazacağım ve söz veriyorum bu kadar uzun olmayacak. 
Stay tuned \m/

12 Eylül 2012 Çarşamba

Christian Louboutin 20th Anniversary "Capsule Collection"

"Christian Louboutin 20th Anniversary Capsule Collection" Şubat 2012'de kariyerinin 20. yılını geride bırakan Louboutin'in 20. yıl sebebiyle hazırlandığı, tarafımca aylar önde editlenmeye başlanıp hiçbir zaman bitirilip blogta yerini alamamış koleksiyon. 

Şimdi efendim, Christian Louboutin etiketini de takip ederseniz yeni koleksiyon çıktıkça zaten blogumu süslüyordiğini göreceksiniz.. Fakat bu 'ara' koleksiyonu bloga taşıma işini ertelerken ertelerken bir de baktım web sitesinden bile kaldırmışlar. 

Bir insan evladı neden hazır koleksiyonu web sitesinden kaldırır ya? İnternet internet olalı böyle saçmalık görmedi. Neyse Christian'ı severiz Louboutin'den ötürü diyor, pabuçlara geçiyorum:



"Neuron" isimli  bu model, koleksiyonun en şıkları arasında. Ne ibretler var görmediyseniz onları da göstereceğim tabi de, küt diye de önünüze atmak olmazdı. Epey bir tutulmuş olacak ki şu an online satışta Neuron yok. Yine tüketmiş hepsini namussuz kevaşeler.







  • "Sea.nn Girl" 100mm topuğa sahip bir çizme -hadi be-. Ve sanırım bunu giyen hanımların boyu 3 metre. Çizmenin fiyatı ise $US 3795
  • "Highness Tina" 160 mm topuğa sahip ve fazlasıyla Change of the Guard'ı andırıyor. Bana kalırsa saçma sapan bir model. Siyah rengi de mevcut olup fiyatı ise $US 2295
  • "Alta Dentelle" 120 mm topuğa sahip. ŞIKLIK KUMKUMASI    Pek zarif, pek şık..  Highness Tina gibi platforma sahip olsa bile şıklığını kaybetmezmiş. Fiyatı: $US 1395
  • "Rose Du Desert" görüldüğü üzere topuksuz. Roma döneminden fırlamayı pek seven hatunlar için biçilmiş kaftan. Böyle sandaletler yüzünden kusmuştuk, sen bir de çizmemsi tuhaf bir hale çevirdin ya bunu Louboutin.. Valla dayaklıksın. Bu paçavraya biçilen fiyat: $US 2795. KURUŞ VERMEM.


100 mm topuğa sahip "Unzip" de koleksiyonun şık kısmından nasiplenen bir pabuç. Bu haliyle gayet iyi ama çok abartılı olmamak koşuluyla platformu da kaldırabilecekmiş gibi durmuyor değil. Fiyatı: $US 1595




  • Damla dekolteli (o ne be) "Lola Montes" benim diyen insanı fanteziden fanteziye sürükler gibime geliyor. Kırmızısı, mavisi ve başka renkleri de google görsellerde mevcut. Bakınız.
  • Sarı renkli gudubet "Pensee"e çiçek kondursan ne olur kondurmasan ne olur? Koleksiyonun en yalap şap modeli. 120 mm topuğa, $US 895 gibi bir fiyata sahip.
  • Gelelim sağ alt köşedeki 160 mm topuğa sahip "Isolde" fiyatıyla ağlatıyor. Tam tamına  $US 3995. Beleş verilse giyilir mi, giyilir. Fakat ben 3 para bile vermem bu modele.
  • Daf Booty'i birtakım boyalar kullanılmış, sol alt köşeye yerleştirilmiş (-miş ne yahu ben koydum dslfkjsdklf) "Daf Booty Tag" denmiş. 160 mm topuğa sahip bu modelin fiyatı ise $US 1995.
  • Koleksiyonun şık modellerinden bir tanesi de "Lady Gres" fotoğrafın tam merkezinde salınmakta. Zilyon tane rengi mevcut olan Jenny de online satışta şu an mevcut değil.



  • Çirkinlerden devam. Altın sarısı topuğuyla utanmadan tasarlanmış "Bois Doré" ilk bakışta gayet klasik bir modelmiş gibi gözüküyor. Ama o topuk da Osmanlı saray sütünu terk. Seni tasarlayanın elleri kırılsın.
  • Christian Louboutin'in olayı topukken hangi akla hizmet gudubet gudubet babetleri de piyasaya çıkarırlar İNANAMIYORUM. "Şık, zarif, seksi olmak kolay değil giyemeyen almasın bıdı bıdı" diyen Christian'cığım hayırdır? İşler mi kesat? Bunun dışında ayakkabım olmasa dahi bunu giymem şap şap yalın ayak yürürüm. Manolo Blahnik terk burnundan bahsetmiyorum bile. "Pigalove Flat"in fiyatı $ 1595 (yuh)
  • Ayakkabıda şeffaf bant kullanmayı hangi densiz düşünür, düşünmeyi bırakın uygular ki? Bir de fiyonk koymuşlar üstüne. Bu 4'lüde "kötünün iyisi" ünvanını alan 100 mm topuk yüksekliğine sahip "Bow Bow Bow"un fiyatı $ 1195.
  • "Icone A Clous" en az Bow Bow Bow kadar yalap şap bir tasarımın ürünü. Şeffaf atkılar, onun üzerindeki metal zımbırtılarla tam bir paçoz. Oyuncakçılarda Barbie terliği diye satılan tabanı plastik, üstü şimdi yumuşak saydam yüzeye sahip uyduruk çocuk oyuncaklarının büyükler için olanı. Yüksekliği 100 mm ve fiyatı $ 995.

  • Ben "Puluminette"i beğendim ya. Ponponları falan belki biraz abartı ama ne bileyim yakışmış kerataya. Tamam ya belki o tüyler biraz saçma ama olsun. Onları da görmeyiveririz. 120 mm topuğa sahip olan pabucun fiyatı $ 2450.
  • Sezon sezon Christian Louboutin koleksiyonları yazdım, kırmızı kurdeleli köylü güzeli tipli pabuçtan daha ucuz bir modele rastlamadım. Bu ne rezillik? 140 mm dolgu topuğa sahip köylü güzelimiz "Isabella" ise $ 695. Alaçatı pazarında 30 liraya satıldı bunlar hep İNANILIR GİBİ DEĞİL. 
  • "Troisronds" ise bu koleksiyonun en güzellerinden. Halka halka tasarlanmış atkıları, incecik yapısıyla bileğe dolanan kısmı.. Çok şahane. 140 mm yüksekliğe sahip bu pabucun fiyatı $ 1595. HELAL ETTİM GİTTİ.




"Armadillo Bride" koleksiyonun en beğendiğim üyesi. Özellikle Siyah-Beyaz ve Kırmızı-Mor olan modelleri bal gibi şeker gibi    Her ne kadar alışılmış Christian Louboutin uçukluğunu taşımasa da çok şık. Gördün mü Christian'cığım, abuk abuk tüyleri kürkleri koymadan da çok şahane ayakkabılar ortaya çıkartabiliyorsun. Yok ya, bu adam kesin birkaç tasarımcı aldı ve tasarımcılar kendi aralarında kakışırken ya muhteşem ya da berbat tasarımlar görür olduk. 120 mm topuğa sahip pabucun fiyatı $ 1195. 
6 Şubat 2012'den bu yana bu postu düzenliyorum. Nasıl bir cünupluk varsa 7 aydır bitiremedim. 
Afiyet olsun.

6 Haziran 2012 Çarşamba

Kilo Almak İsteyenlere Tavsiyeler


Tecrübeli kilo alıcı tarafımı yaklaşık 4 ay önce bıraktım ve haliyele yağsız - tuzsuz - şekersiz yiyeceklerle hayatımı sürdürür oldum. Yiyemiyorsam yazamayacağım anlamına gelmez diyor ve kilo alamayan sıska, cılız, kerkenez insanlara yılların bana verdiği tecrübelere dayanarak iki çift laf etmek istiyorum şdfklşldkfaşlfkd. Şaka takılıyorum alınmıyorsunuz di mi?
Neyse. Hazırsak başlıyorum.
  1. Önce bir doktora görünmekte fayda var. Kan tahlili cart tahlili curt tahlili yapsınlar. Hormonlarınıza bir baksınlar. Zaten buralarda varsa bir bozukluk, kamyonla yeseniz yine kilo alamazmışsınız (doktorun yalancısyım).
  2. İstenilen kiloya pat diye ulaşılmaz. Kiloyu da çabuk alırsan, çabuk verirsin. "Ben mezuniyette takım elbise giyecem gerisi mühim değil" diyorsan bilemem tabi paşam.
  3. Şok diyetle kilo vermek ne kadar mantıksızsa "günde 3 öğün hamburger, 4 öğün pizza yerim bal gibi de kilo alırım" düşüncesi eşekliktir annem. Yapma. Kiloyu sağlıksız alma. Bu kadar yağa yüklenirsen her yerinde sivilce çıkar ki bu en iyi ihtimal. Kendini durduk yere hasta edersin. Bunun şekeri var tansiyonu var aman..
  4. Adam gibi kahvaltı edin. 4 poğaça 1 kutu kola size ancak göbek hediye eder. Sonra ağlamayın.
  5. Yemek ayırmayın. Kilo almak isteyen adamın böyle bir lüksü mü olur ayol?
  6. Öğün atlamayın. "Kahvaltıyı geçiştireyim, öğlen 2 porsiyon kebap yerim bir de üstüne künefe" demeyin. Bu iş böyle olmaz. Biz bu kiloları böyle almadık ;) (Biz kimsek artık..)
  7. Kilo vermek isteyenlerin yediklerini + pizzaları, hamburgerleri, kebapları yiyeceksiniz. Ama denklemin ilk kısmını hiç yapmıyorsunuz. Yani demem o ki sebze de yemek lazım. Yoğurt yemek lazım. Hababam kola olmaz arada bir süt içmek lazım. Kilo vermek isteyen nasıl light süt içiyorsa sen de normal sütün içine bir kaşık bal koy iç. Böyle söyleyince hep aynı şeyleri işitir gibi oluyorsun ama icraat var mı acaba? Lütfen..
  8. Spor şart. Kilo vermeye çalışanlardan daha farklı bir program izleneceği kesin. Bundan sonrasını çalıştırıcınızla konuşacaksınız.
  9. Protein tozlarına güvenen erkekler güvenmeye devam edebilirsiniz elbet lakin bir tek buraya bel bağlamayınız. Çeşitli yan etkileri mevcuttur ki bazısı epey rahatsız edici gibi. Mesela >> bu, Mesela >> şu. Yağ ve lifli gıda alımın azaltıldığında ise kabız yaptığı yine duyumlarım arasında. Aman dikkat bu işin lavmana kadar yolu var..
  10. Protein şart, vücudu diriltmek için daha da şart. Düşünün ki rejimde olan bir kişiye bile günde 2 yumurta (elbette yağsız) yemesi önerilirken kilo almaya çalışan insanın yumurta yemeden günü kapatması, yaptığı hataların en büyüğü olur. Hem sizde yağsız yeme şartı da yok Tabi yine de abartıp tereyağına bulamayın nimeti.
  11. Canınızın istemediği halde sırf kalorisi yüksek diye abur cubur yemeyin. Halihazırda yiyorsanız biraz azaltmaya bakın. Midenizi sapla samanla doldurmayın. İşe yarayacak olan yiyeceklere yer kalsın zavallıda.
  12. Kıtlıktan çıkmış gibi yemeyin. Tıkanırsınız. Zorla da ne kadar yiyeceksiniz? İstikrar şart. Hafta içi yediklerine dikkat edip haftasonu kendine küçük sürprizler hazırlayan kişilerin fazla kilolarından kurtulamadıklarını garanti ederim. Şimdi bunu kendinize uyarlayın. Ne diyorduk? İstikrar.
  13. Kilo almak uğruna yatgebere girişmeyin. Eğer alışıksanız diyecek bir şeyim yok ama belli bir yaştan sonra sıkıntı olabilir. 
  14. Meyve sevmiyorsanız zevk almaya bakın. Sos ve kuruyemişle kızgın kumlardan serin sulara atlayın. Sos: Çikolata sosu, bal, reçel, marmelat vs.. Kuruyemiş: Ceviz, badem, fındık, fıstık.. Örnek 1; Muzu ve portakalı dilimleyin, dilimlerin üstüne dilediğinizce bal dökün. Balın üzerine yine dilediğinizce ceviz ekleyin. Örnek 2; Muzları ve çilekleri dilimleyin. Üzerine çikolata sosu ya da eritilmiş çikolata koyun. Biraz da antep fıstığı ekleyin. Zifafa hazırsınız..
  15. Rejim yapanların keslikle uzak durması gereken patates, muz, mısır, havuç sizlerin belli ki tüketmesi gereken şeyler. E yiyin o zaman :/
Sürekli "çok zayıfım, kilo alamıyorum bıdı bıdı" diyenler bu yazıdan sorumlusunuz. Gözüm üzerinizde. Kilo alamazsanız adınızı FINDIK FISTIK YEMEĞİ BİLE BECEREMEYEN İNSAN'a çıkarırım. Bilesiniz şdsfksşldfkdsşl.

10 Ocak 2012 Salı

"Ne, Oje Mi?" Vol.4 ~ Şimdi Reklamlar II

Oje etiketinin 4. bölümüne hoşgeldiniz.
Size 2. bölümdeki  "Ne, Oje Mi?" Vol.2 ~ Şimdi Reklamlar'ın devamı yaptım.
Tumblr kızları pek yaratıcılar yoksa devam niteliğinde oje postu yapacak insan değilim inanın sdşlkfsşlfk.

Markalardan, oyunlardan, filmlerden, dizilerden ilham alan Tumblr kızları bakınız neler yapmışlar;


The Beatles, benim aman aman dinlediğim pek çok bayıldığım bir topluluk değil, baştan söyleyeyim.
Fakat nail art konusunda inanılmaz bir dayanışma içerisinde The Beatles dinleyicisi hanımlar. Görünce ben de şaşırdım. Ayrıca sağdaki çıkartma değilse -oha- büyük emek var.



Nail art konusunda başarılı diğer güruh ise El Clasico'cu hanımlar.
Real Madrid nail art da (ki lame oje sevmem), Barcelona da gayet güzel olmuş.
Başarılarının devamını diliyorum dfşlksdşfklşds.



Adidas nail art'ı pek çok kez gördüm, sırf bu yüzden koydum. Yoksa pek beğenmedim açıkçası dsfghjkjhgf.
Fakat Nutellalı olan şahane değilse ne?
Fikre "Like".



Batman konulu olan tırnaklarda baya bildiğin ince iş var. Bi' dünya renk var. İlla bir kalıptan ne bileyim şablondan yararlanılmıştır ama sonuç güzel. Tek hoşuma gitmeyen yuvarlak tırnaklar.
Tırnak dediğin soldaki gibi olmalı. Glee'li olanda ise L harfinde ince bir parmak detayı var, dikkatten kaçmasın.



Geldik favorilerime.
Diğerlerine göre yapılışı gayet basit. Pokemon da Pac-Man de nefisler nefisi olmuş.
Pac-Man'li ablanın el kremine ihtiyacı var, bunun dışında her şey süper lşgkşslkfdfiakgdsi.



Bu capsten anladıklarımız:

- Ojeyi göstermek için dairesel bir cisim (bilezik, büyük halka küpe vs.) tutmak, ojeyi pençelerini çıkarmış gibi göstermekten çok çok çok  daha başarılı.
- Nail art olayında çizgi film karakterlerine yoğunlaşılmalı.
-Mickey'li ablamızın yaptığı gibi serçe parmağımızın tırnağı hunharca kesilmemeli, ona iyi davranılmalı :(


Oje'li post'ları bıkana kadar yapacağım. Öptüm.

30 Aralık 2011 Cuma

2011 OÇ: Seni Kalbime Gömdüm


  • 2011, Yılmaz Özdil'in 1 Ocak 2011 tarihli efsanevi köşe yazısı ile resmen başladı. Yazı adeta 2011'in ne kadar mükemmel geçeceğinin habercisiydi.

  • 2010 yılı boyunca tüm tartışma, evlenme, kayıp arama - bulma - kavuşturma programlarında 70 milyon olarak lanse edilen Türkiye nüfusu 2011'de 75 milyona çıktı. Birkaç programda 80 milyon iddiaları yapılsa da gerçeklik kazanamadı. 

  • 2 Ocak 2011'de yılın ilk sansürünü Vimeo yedi. Halk yine DNS'e abandı.

  • Sansür 2011'in olmazsa olmazıydı. Geçmiş yıllarda Türk Halkı'nın %93.2'si internet sansürünü Youtube sayesinde öğrenip çatır çatır DNS değiştirir olmuştu. 2011'in öğretisi ise Filtre oldu. İnternet filtrelenecek ve güvenli hale gelecekti. Filtre tarihi için 22 Ağustos 2011 tarihi belirlense de internet kullanıcılarının yurdun dört bir yanında dellenmesi sonucu filtre sistemi 22 Kasım 2011'de kullanıcıya ayrı, internete ayrı geçti. Hissettik.


  • 2011'de "Okuduğumuzu anladık mı?" kısmının en popüler kelimesi sehven olurken en az 15 Mayıs 2011 Sansüre Karşı Yürüyüş organizayonu kadar "devasa" olan bir diğer olay ise YGS 2011 şifreli cevap anahtarı oldu. Şifreli cevap anahtarı iddiasından sonra Türkiye 1 gecede modu medyanı çözdü. YGS öncesi mod-medyan olayını çözenler malı götürürken çözemeyenler ise ağzı açık bakındı.. Vay babam..

  • İnternet kullanıcısı sene içerisinde birçok kez sınandı. Bu sınanmaların ilki ve kanımca en ilgi çekeni Facebook'ta oluşturulan "Akp'ye İçiyoruz" etkinliğiydi. İktidar destekçisi sayfa sahibi epic bir trolling'e imza atıp +100 bin kişiyi topladığı etkinlik sayfasının adını "Seçimlerde Ak Parti'ye oy atmaya gidicem diyenler" olarak değiştirdi. Sonrasında olaylar gelişti..

  • 28 Şubat 2011'de ahanda yazdığım bu alan yasaklandı. Blogspot erişime engellendi. Devletin bana verdiğim bu doğumgünü hediyesini bu yazıda ayrıca belirtmek istedim.

  • 3 ayda 1 benzine zam geldi. "Arabası olmayanlara noluyosa yea benzin zammı hakkında ne konuşup duruyolar" diyenlerin %67,3'ünün iq'su tek basamaklı çıktı. İnternet sansürü ise benzin zamlarına paralel gibi bir şeydi. Siteler kapandı, açıldı.. Halk yine DNS'i çaktı. "DNS varken ne sansürü yae ben her yere girerim" diyenler yüzünden dakikada 4 peri öldü. Sonra yine benzine zam geldi. Sonra  da otobüs biletlerine zam geldi. "Arabası olmayanlara noluyosa yea benzin zammı hakkında ne konuşup duruyolar" diyenler benzine gelen zam sonrası neden otobüse / dolmuşa zam geldiğine anlam veremedi. 

  • Defne Joy Foster öldü. "Ölsem de kurtulsam" diyenler ölünce nasıl kurtulunamadığını gördü. Diriye saygı olmayan memleketimde ölüye saygı zaten yoktu. 

  •  Leopard 1 tanklarını geliştirme çalışmasında araştırma başmühendisi Necmettin Erbakan da 2011'de hayatını kaybedenler arasında yer aldı. Kendisinin siyasetine benim yaşım yetmiyor. Hal böyle olunca yıllar önce "kimdir nedir bu insan" derken okuduğum  "Leopard 1 tanklarını geliştirme çalışmasında araştırma başmühendisi" tanımını hiç unutmadım, buraya da yazayım istedim. Bu da böyle bir anımdı.

  • Apple Computer'in kurucu ortağı, ölümünden 5 hafta öncesine kadar yönetim kurulu başkanı (CEO) ve genel müdürü olan Steve Jobs, 5 Ekim 2011'de öldü. Ölümü sonrası "Stay hungry, stay foolish" olarak da bilinen o meşhur konuşması internet kullanıcılarının %36,7'si tarafından paylaşıldı. Steve Jobs'ı bilmeyenler de böylelikle onu öğrenmiş oldu. Kanımca ölümünü trajikleştiren şey, ölüm haberinin çoğu insan tarafından yaratıcısı olduğu cihazlar aracılığıyla öğrenilmesiydi. Hayat garip.

  • 2011'in kayıplarından bir diğeri Amy Winehouse oldu. O öldü, bütün dünya salyalarını akıta akıta otopsi raporunu bekledi. Amy Winehouse'un kanınada uyuşturucu bulunamayınca salyalar silindi. Twitter'da ölümü sonrası Amy Winehouse'un takipçi sayısı arttıkça arttı. Facebook'tan anladığım kadarıyla arkadaşlarımın %36.8'i ağır Amy Winehouse hastasıydı. Ne diyelim, başımız sağ olsun.

  • Andy Whitfield, nam-ı diğer Spartacus de 2011'in toprağa gömdükleri arasında yer aldı. Dişilerin %87.4'ü 'Spartacus'ün ölümüne kahroldu.



  • YGS 2011 şifreli cevap anahtarı skandalı sonrasında skandalın 2. dalgası basına dağıtılan kitapçıkla sınavda kullanılan kitapçık arasında 3 günlük bir zaman kayması olmasıydı. ÖSYM sıvamıştı.

  • Türk Basınının İbrahim Tatlıses'in vurulması ile adeta  internetle sınandı. İbrahim Tatlıses'in yoğun bakıma alındığı odanın yanındaki odada yattığını iddia eden Alişan Alişan isimli Twitter kullanıcısı, yazdığı kolpa tweet'lerle Türk basınının haber kaynağı oldu. Ne kaynağı ne kişiyi doğrulamadan danalar gibi haber yapan Türk Basını internetten sınıfta kaldın heyhat. Not: Birçok sanatçının da inanıp takibe aldığı, soru sorduğu bu kullanıcıya tek inanmayan Fulden Uras olmuş, "yoğun bakım'ın yan odası diye bir şey olmaz, kandırma milleti" tarzı tweetler yazmıştı. Bunu da atlamak istemedim.

  • Erol Köse Twitter hesabı edindi. Gerisini biliyorsunuz.

  • Arka Sıradakiler, Ezel ve hatta Kavak Yelleri bitti. 



  • Futbolda şike, ligin içine limon suyu sıktı. Soruşturmalar - iddianameler birbirini kovalarken birçok klüp çalışanı - yöneticisi kodesi boyladı. 


  • Deprem bize de uğradı. 23 Ekim 2011'de Van, depremi yaşadı. Konu o kadar sakat ki, nereden tutulursa elde kalacak bir duruma geldi. Bunun üzerine kitap yazılır, tek maddede özet geçilmesi mümkün değil. Ne yardımlar ulaştı, ne ulaşanlar dağıtıldı. Binaların öldürmediği insanları oradaki keşmekeş öldürdü. Yine çok öldük. 


  • Van Depremi sonrası, çok kısa bir sürede (yanılmıyorsam 3 günde) organize olan rock sanatçıları, Van İçin Rock adı altında konser verdi. 500 bin lira toplanan konserde Van'a okul yaptırılacağı söylendi. 2011'in bize sunduğu sayılı güzellikten birisi buydu. Okulu da merakla beklemekteyiz.

  • Wall Street eylemleri de bir başka kitap konusu. Ekonomik eşitsizliğin negatif tarafında olan kişiler (ki bunların oranı %99) daha başka düzenlerin mümkün olduğu gerekçesiyle birleşti. Düşünün ki bu eylemciler pembe saçlı kız portreleri, topuklu ayakkabı, Paris manzaraları ve makaron fotoğrafları geçidi olan Tumblr'da dahi kendilerine yer buldular. Hem dünya, hem Tumblr için ibretlik bu zamanlara 2011 yılında hep beraber şahit olduk.


Not: Son maddedeki %99 hariç, diğer bütün nispi ifadeleri ben uydurdum. Ayrıca 2012 akıllı olsun.

9 Aralık 2011 Cuma

Hepimiz Kardeşiz, Hepimizin Soyadı Photography: "Instagram"


I

Oğluna kız bakan annelerin, gelin adaylarını Facebook hesaplarından araştırdığını kabul ettiysek, artık elimize yüksek kalitede fotoğraf çekebilen bir cihaz geçince çılgınca fotoğraf çektiğimizi de kabul etmenin zamanı geldi de geçiyor diyorum, bilmem sen ne diyorsun? 

"Eskiden fotoğraflar hep bastırılıyordu, çekilen silinmiyordu artık öyle değil hep dijital bıdı bıdı"ya hiç girmiyorum dikkat ettiysen. Ama rahatız yani. Çek çekebildiğin kadar. Zaten sonra da çağımızın mottosu devreye giriyor: "I gotta share, I gotta share, I gotta share!"

Bilmeyenler için ufak bir açıklama yapayım; Instagram App Store'dan ücretsiz edinilebilen, iPhone ve iPad gibisinden cihazlarda çılgınca kullanılan bir app (uygulama). Uzun zamandır "Yakında Android de destekleyecek bu uygulamayı" denilse de o yakın zamanın bir türlü gelemediğini de bildirmek isterim. Instagram uygulamasıyla fotoğraf çekilip ya da halihazırda daha önceden çekmiş olduğunuz fotoğraflardan kullanıp, app'te bulunan filtreler yardımıyla da fotoğrafın renk / ışık gibi şeysileriyle oynayıp, sonra da fotoğrafın son halini paylaşıyorsunuz. Twitter'daki gibi Followers / Following şeklinde takip mekanizması olan bu app'te çekilen fotoğrafları beğenip (like) yorum yazılabiliyor. Çok like alan fotoğraflar ise "Popular Page"de sergileniyor. Yani gayet basit, pek numarası olmayan bir app bu aslında.

Filtreleri denemek kolay, karar vermesi zor oluyor ama. "O mu daha yakıştı, azıcık karanlık mı olsa?" derken sanki dünyanın en önemli kararını veriyormuş gibi hissetiyorum bazen dşlskşdlgk. Bazı filtrelerin de hikayeleri var aslında. Fazlaca like alan, takipçisi çokça olan bazı Instagram kullanıcıların isimleri, kullanıcının kullandığı renk, ışık vs göz önünde bulundurularak hazırlanan bazı filtrelere verilmiş, çeşitli güncellemelerle tüm kullanıcılara sunulmuş, biz de kullanıyoruz işte. 

Gelelim kullanıcı profillerine. Kim ne yapıyor, ne diyor? Bu post'un fesat içeriği şimdi başlıyor sdfkşdsşlfk :)


 
II                                                  III                                                  IV
Ustalık Dönemi Eserlerim şdlfkaşldgkaşdkf

Yemek
Varsa Bebek, yoksa Kedi - Köpek
Karı - Kız
Göl - Deniz
"40 yıl düşünsem aklıma fotoğrafını çekmek gelmez" denilenler ve/veya Kendimiz

Ahanda üstte yazdıklarımı Instagram'da en çok paylaşılan şeysiler. 

Yemek fotoğrafları ve sahipleri: Bazıları çok hain. Gece 3'te uykun kaçar, "Bi Instagram'ı kurcalayayım" dersin, pat önünde bir kebap foroğrafı. "O ne lan?" derken arkasından küüüüüüüt künefe. Kaçan uyku bir daha geri gelir mi? Gelmez. Sen olsan sen de gelmezsin. Tabi bunun dışında cupcake, pasta, kurabiye aklına ne geliyorsa ve gelmiyorsa Instagram'da karşına çıkabilir. Gece yüklemeyin bari deyyuslar :/

Bebek ve/veya Kedi-Köpek Sahipleri ve Eserleri: Şimdi çocuğun olmuş, ne bileyim dünyanın en şeker bebeği sana göre seninkisi (maalesef sana göre hafız), çekersin tabi fotoğrafları, yüklersin. İyi bir şey aslında, abartmadıkça. Bazı anne-babalar bu işte çok başarılılar, bebekleri de pek tatlı. Özellikle sevgili anneciğim sizin bebelerin fotoğraflarına bakmayı çok seviyor şdslfksşdlkşl  Bazı bebeklerin hakkını da vermeden geçmek istemiyorum ama işte o bebeklerin anne ve babaları, fotoğraflarla beraber öyle bir bebeği nasıl yaptığınızın ayrıntılarını da paylaşırsanız hani var mı bilmediğimiz bir sır acaba.. şdlsfsdşfsşl
Bizim de olsun ya ne var? 
Yine bazı kedi-köpek sahiplerini tenzih ediyorum ama çoğu işi çok abartıyor. Kedilerini hiç görmediğim halde burun şeklini, pati büyüklüğünü cartunu curtunu ezberlediklerim var yahu yeter rahat bırakın hayvancağızları dşlfksdşlfkşl Malzeme ettiniz iyice, uğraşmayın masumlarla gelirsem götünüzü keserim.

Karı - Kız Fotoğrafı like ediciler: Bak dikkat edersen bu başlık farklı. İnsan kendi hesabından istediği fotoğrafını yayımlar, burada hemfikiriz di mi? Bir de "like" etme olayı var ki, takipçilerin tarafından -misal- "gizemtokay likes 4 photos" şeklinde görülmekte. Twitter'da "Bana retweet'ini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim" olayı Instagram'da "Bana like ettiğin fotoğrafları söyle, sana kim olduğunu söyleyim"e dönüşüyor.  İtirazı olan? Evet, ben de öyle düşünmüştüm.
Takip ettiğim beyler hakkında şunu söylemeliyim ki sarışın kız caps'i 40 yılda bir like ediliyor. Genel olarak kumral kız capsleri revaçta. Kalça ve göğüsten çok ayak ve bacak caps'leri seviliyor. Ve bence beylerin çoğunun ayakkabı ve çorap zevki muhteşem. Tabi like ederken buna dikkat ediyorlar mı, rastgele mi oluyor bu iş, bilemiyorum ;)



V                                                   VI                                              VII
Şimdi reklamlar şdlfkaşldgkaşdkf

Ne diyorduk, karı-kız. Kalça ve göğüs çok az like ediliyor, ama vücudunun tümünü sergilemiş hanımların da fotoğraflarından like esirgenmiyor. Neyse ki yine ibret verici, diyet destekleyici çalışmalar oluyor bunlar :) 
Tabi ki topuklu ayakkabı her zaman kazanıyor. Ki bu fotoğrafları like edenler zincirine bazı bazı ben de katılıyorum. 
Hazır kış da geldi, çizmeler giyildi. Bu like edici güruha gün doğdu şdlfkaisdk. 

Son bir karşılaştırma ise piercing vs dövme. Dövme her zaman kazanıyor. Instagram kullanıcısı er kişi (en azından benim takip ettiklerim) dövme seviyorlar. Ha kendilerinde var mı, bilemiyorum ama dövmeli kızların dövmesine like, ehe evet, dövmedendir dövmeden ;) Piercing ise like edilen sarışın kız caps'i oranından bile düşük :/ 

Peki kadın kullanıcılar? Yine takip ettiklerim üzerinden atıp tutacağım. Çılgınlarca biscolata erkeği kıvamında erkek fotoğrafı bulup like eden pek az. Bu yüzden "Erkek fotoğrafı like ediciler" gibi bir başlık olmadı :(

Göl - Deniz hatta yüz bulsa bulduğu su birikintisini çekecek olanlar: Ki bu kullanıcı İstanbul'da yaşıyorsa haftada 1-2 kez Boğaz manzarası caps'leri feed'lerden düşmüyor ldşgksgk. Bence İstanbullu, akşam evine giderken şikayet ettiği köprü trafiği sonrası köprüyü fotoğraflayarak rahatlıyor. Valla bak, bi düşünün bunu. Velhasıl, su birikintisi seviciler iyi işler çıkarıyorlar. Eyyorlamam bu kadar.

"40 yıl düşünsem aklıma fotoğrafını çekmek gelmez" denilenler ve/veya Kendimiz: Şimdi aslında bu "40 yıl düşünsem aklıma gelmez"e örnekler vermek ister deli gönül ama, o da eksik kalsın dşlfksşdklg. Bazı kullanıcıların kafası bu konuda adeta bir makine   bkz: Her yerinden öpüyorum Rüştü
Bir de kullanıcı kendi fotoğrafını çekiyor işte. Arkadaşlarıyla olsun, solo olsun. "O kadar eğleniyoruz ki az sonra sıçabilirim" şeklinde fotoğraflara rastlamışlığım yok. O iş Facebook'ta kaldı, bence. 


Instagram kullanıcılarına ricalarımla post'u sonlandırmak istiyorum:

1 fotoğrafı 50 tane filtreyle 50 kez kullanıcının gözüne sokmayın. Mallık bu annem.
Kendi resminizi çekip koyuyorsunuz ne güzel de hayatım hep aynı açı hep aynı sağdan bakış. Antipatik bu annem. (Kızlar size diyom lan)
Eski fotoğraflarınızı silip yeniymiş gibi yüklüyor bazılarınız. 1 like için yapmayın etmeyin
Bi de biriniz bana Camera+'la Diptic hediye etsenize ya, kıyamıyorum 0.99 dolara :/ ühühü

Instagram yetkililerinden isteğim ise (eminim burayı okuyorlardır) gün içerisinde belirli bir sayıda fotoğraf yayımlayabilelim. Misal, 3'ten sonrası parayla olsun 0.99 dolar stayla. Böylece aylarca app'in yüzüne bakmayıp, sonra gelip arka arkaya 4094050345209 tane fotoğraf post edenlerin yularını tutmuş oluruz.



Sincerely, gizemtokay